HDP Sözcüsü Günay: Savaşa karşı aktif bir mücadele hattı tartışıyoruz

Savaş politikalarının Türkiye halklarının geleceği için açık bir tehdit oluşturduğunu belirten HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Aktif bir mücadele hattını tartışıyor ve hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı, tecride karşı özgürlüğü oluşturan bir hat üzerinden tartışma yürütüyoruz” dedi.

HDP Sözcüsü Günay: Savaşa karşı aktif bir mücadele hattı tartışıyoruz
15 Mart 2020 Pazar 10:40

banner225

Halkların Demokratik Partisi (HDP) 4’üncü Büyük Kongresi öncesinde gerçekleştirdiği kadın ve genel konferanslarda, parti içerisinde eril zihniyete karşı mücadele hattı oluşturulması ve yeni dönemde kadın siyasetçilerin daha görünür olması kararına vardı. Eşit temsiliyeti esas alan ve eşbaşkanlık sistemini sürdüren HDP’de bir ilk olarak parti sözcülüğünü kadın siyasetçi devraldı. HDP Sözcüsü Ebru Günay, bu durumu kadınların gücünün siyasete yansıması olarak tanımladı.

Günay, partisinin yeni dönem planları, İmralı’dan gelen mesajlar ve siyasetin güncel gelişmelerine dair Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.

 HDP olarak yeni dönemde parti içi erkek egemen zihniyete karşı daha etkin bir mücadele ve kadının siyasette görünürlüğünü artırma yönünde kararlar aldınız. Parti sözcülüğünün kadına devredilmesinde bunun etkisi var mı?

HDP kurulduğu ilk günden bu yana eşit temsiliyet esas alan, kadın siyasetini, kadın bakışını görünür kılmaya çalışan bir yerden politikasını üretti, eylem hattını buradan belirledi. Parti kurullarını böyle oluşturdu. Türkiye’deki kadın merkezli bir siyasetin öncülüğünü yürüttü. Eşbaşkanlık sistemi bunlardan biriydi. Bunu en tepeden yerellere uygulanması, eşit temsiliyetin esas alınması, kadın renginin siyasete yansıma halini gördük. Kuşkusuz kongre öncesindeki hem özgün hem de konferanslarımızda ortaya çıkan gücün yansıma biçimi yeni görevlendirilmemizde oldu. Bu da aslında siyasette kadının etkili söz söylemesi açısından önemli bir yerde. Meclise ilk girdiğimizde de kadın siyasetçilerin en aktif çalışma yürüttüğü ve sayısal oranın en yüksek olduğu bir profili vardı. Kadının bakış açısının geldiği yer itibariyle bu dönem bunun yansıması daha etkili oldu. Parti sözcülüğünde ilk parti kadın sözcülüğü görevi üstlenmem kadın siyasetinin, kadın gücünün yansıma hali.

Parti Sözcülüğü görevinde bir kadının olması kadın mücadelesi açısından değerlendirir misiniz?

Şöyle bir durum var. Türkiye’de HDP dışında bütün siyasal zeminlerde ve alanlarda kadının rengi çok fazla yansımıyor. Daha erkek siyaset ve kadını öteleyen bir siyaset var. Biz kadınlar mahalleye, il, ilçelerimize gittiğimizde bütün her yer de siyasetin emeğinde ve mutfağında çalışanlarız. Dolayısıyla emek veren kadınların görünür olması da önemli. Emek veriyorsa, bu işin mutfağında çalışıyorsa görünen yüzü de kadın olmalı. Karar organlarında da kadınlar olmalı. Hep söylüyoruz; söyleyecek sözümüz, değiştirecek gücümüz var. Bugün bunun göstergesini yeni dönemde daha aktif göreceğiz.

HDP’nin açık bir şekilde ülke yönetimine talip olduğunu dile getiriyor. Bunun siyasetinize yansıması nasıl olacak?

Bütün siyasi partiler oluşurken, yola çıkarken yönetime talip olma sözüyle ortaya çıkar ve sözünü buradan kurar. Dolayısıyla bizde aslında parti olarak kurulduğumuzdan bu yana bu ülkenin yönetimine talibiz. Sadece son dönemlerde bunu daha yüksek sesle dillendirme, sözümüzü daha güçlü söylemeye başladık. Çünkü bir güç yansıyor. HDP kongresinde binlerin, yüzbinlerin, milyonların bir kez daha güçlü bir destek göstermesiyle birlikte HDP siyasetinin bu ülkeye çözüm olduğunun mesajı verildi. Bizde bunun daha açık şekilde sözünü kuruyoruz. Biz de bu ülkenin yönetimine talibiz, bu ülkeyi yönetme iddiamız var.  Parti programız ve tüzüğümüzde de yönetim esaslarımız var. Yönetim bizim açımızdan demokratik siyasetin önünü açacak, demokratikleştirecek yönetim perspektifinden bakıyoruz. Halkın temel ihtiyaçlarını yani bu yönetim bakışı ile halkların çıkarlarını esas alan bir yönetim hedefliyoruz.

 Bunu biraz daha derinleştirirsek, yönetim anlayışınızı nasıl açarsınız?

Halkın doğrudan ülke yönetimine dair söz söyleyeceği mekanizmalar oluşturacağız. Herkesin doğrudan kendisini ifade etmesini sağlayacak, yerel ayaklarını örgütleyerek, il meclislerine oradan en üst merkeze ulaştırılması sağlayacak bir yönetim anlayışını esas alıyoruz. Bunun parti programımızda Radikal demokrasi olarak ortaya çıkıyor. Doğrudan tartışma alanlarında, karar süreçlerinde ve yönetim esaslarının halkın denetimine açık olduğu, şeffaf ve radikal demokrasinin öne çıktığı esaslar üzerinden bir yönetim anlayışına talibiz.

 Ben İmralı adasında yaşanan hiçbir şeyin tesadüf olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla bir yangında tesadüf olmadığını düşünüyorum. O yangında iktidarın bir planı ve hesabı doğrultusundadır.

 AKP’den kopan Ahmet Davutoğlu Başkanlığı’nda kurulan Gelecek Partisi ve Ali Babacan başkanlığında kurulan Demokrasi ve Atılım Partisi’ni (DEVA) siyaseten değerlendirir misiniz?

Her iki partide AKP’den farklı bir yerden siyaset yaptıklarını ifade ettiler. Sözlerini buradan kuruyorlar. Ama bir gerçeklik var her iki partide bir dönem AKP içerisinde aktif siyaset yürüten, AKP’nin politikalarını yürütücü durumundaydılar. Dolayısıyla Türkiye’deki mevcut siyasal duruma dair yükümlülükleri olan partilerdir. O yüzden yapmaları gereken kendi siyasal geçmişleriyle yüzleşerek, sözlerini kurmak olmalıydı. Bu aslında AKP’den farklı olduklarını, bu ülkede demokrasi ve refaha dair söyleyecekleri sözün güvenirliliğinin de kriteri. Yani önce geçmişleriyle yüzleşmeli, bu konudaki tavırlarını belirlemeli. Bu samimiyetleri konusundaki turnusol kağıdıdır. Bunu söylemedikleri andan itibaren, tekrardan Kürt düşmanlığı üzerinden bir söz kurmaya devam ettiklerinde özünde bir farkları olmadığını gösteriyor.

Partiniz üzerinde süreklileşen bir baskı politikası söz konusu. Yine kayyım atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı gibi birçok yöneticinize hapis cezaları verildi, veriliyor. Bu durumu nasıl okuyorsunuz?

Düşman ceza hukukunun uygulandığı açık dosyalardan biri Selçuk Mızraklı davasıydı. Yargı süreçlerinin nasıl işlediğini hepimiz biliyoruz. Yalan, iftira ve düzmece iddianamelerle planlanan bir süreçti. Burada esas olan şu; Kürtlerin seçilmiş iradesini tanımama ve buna yargı eliyle saldırının yansıması. Bu kararı AKP’nin Kürt düşmanı politikasından ayrı değerlendiremeyiz. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanması ve akabinde Selçuk Mızraklı’ya bu cezanın verilmesi, özelde Kürt halkı ve Kürt halkının seçilmişlerine bir mesajdı. Selçuk Mızraklı belediye başkanı olmadan önce seçilmiş bir milletvekilimiz ancak onun dışında ömrünü barış ve demokrasiye, yoksullukla mücadeleye adamış bir hekimdi. Yani o hekimliği ile birlikte toplumsallığı, toplum barışını önceleyen, onunla bütünleştiren, buna dair mücadele yürüten biriydi. Bu cezalandırma ile birlikte aslında toplumsallığı önceleyerek, siyaset yürüten herkese bir mesaj vardı. Mızraklı kayyım atandığı ilk günden tutuklandığı güne kadar kayyıma karşı direnen Amed halkıyla beraberdi. Ön saflarda halkıyla birlikte durdu. Belediyeye gittiği ilk gün halkın emeğini, parasını hırsızlayan, gasp eden kayyım politikasını teşhir etti. AKP’nin kayyım olarak atadıklarının nasıl belediyeyi küçük bir saraya dönüştürdüğünü, zenginlik ve şatafat içerisinde nasıl yaşadıklarını ifşa eden bir başkandı. Bu ilkelere de bir saldırı hali vardı. Özelde Kürtler için olsa da genelde halk için, toplumsallık için mücadele eden, bunu önceleyen ve yoksullukla mücadele ederken iktidarın buna karşı politikalarını teşhir eden bütün toplumsal yapıya bir mesaj verildi.

Dana önce PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatlığını yürüttünüz. Kesintisiz bir tecrit devam ediyor. Son olarak İmralı’da çıkan yangın sonrasında aileler orada bir görüşme sağladı. Tecrit politikasına dair neler söylersiniz?

Ben İmralı adasında yaşanan hiçbir şeyin tesadüf olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla bir yangında tesadüf olmadığını düşünüyorum. O yangında iktidarın bir planı ve hesabı doğrultusundadır. Şöyle bir gerçeklik var. İmralı’daki tecridin savaş ve işgal politikalarıyla doğrudan bir ilgisi var. Hükümet savaşta ısrar ettiği sürece tecridi derinleştiriyor, tecridi derinleştirdikçe savaşta ısrar ediyor. Dolayısıyla bunların doğrudan birbirinden ayırmak, başka değerlendirmek doğru değil. Ortadoğu coğrafyasında toplum lehine projelerin sahibi, bu konuda alternatif bir toplumsal sistemi öneren tek kişi Sayın Öcalan’ın kendisi. Böyle olunca hem toplumlar adına alternatif sistem tecrit ediliyor hem de savaş politikaları derinleşiyor. Bir iktidar ya savaşır ya da barışçıl politikalar izler. Barışçıl politikanın hattı müzakere, diyalog ve işgal politikasına son vermekten geçer. Savaşın hattı da belli ve bugün kendini savaş üzerinden konumlandıran bir AKP gerçekliği var. İktidarını buradan güçlendiren, yetersizliğini, topluma çözüm önerememesini, politikasızlığını savaş ve işgal politikalarıyla örten bir AKP var.

 Sayın Öcalan’ın bu değerlendirmeleri aslında muhalefet hattını güçlendiren, toplumun alternatif gücünü yeniden inşa etmeye çalışan bir yerden değerlendirmek gerekiyor. Yani demokratik siyaset güçlendikçe, faşist blok gerileyecektir.

 Öcalan’ın en son görüşmede söylediği, “Türkiye’deki masa iki ayaklıdır. Siz üçüncü ayak olmak zorundasınız. Masa üçayaklı olursa düşmez. Üçüncü ayağın oluşumu da büyümeyle olur” ifadesini nasıl okumak gerekiyor? 

Sayın Öcalan’ın daha önce söylediği 3’üncü yoldan bağımsız ele almamak gerekiyor. Türkiye iki kutuplu bir siyasete mahkum edilmeye çalışılıyor. Bir tarafta AKP-MHP’nin oluşturmaya çalıştığı faşist blok, diğer tarafta Cumhur ittifakı denilen statükonun devam etmesini isteyen bir yapı. Toplumsal sorunlara çözüm olabilecek, huzur ve refahı getirecek 3’üncü bir alternatif sunulmuyor. İşte bu iki kutuplu siyasetin dışına çıkarak, topluma alternatif,  toplumsal sorunlara çözüm perspektifi olan bir hatta HDP kendisini gösteriyor. Dolayısıyla Sayın Öcalan’ın bu değerlendirmeleri aslında muhalefet hattını güçlendiren, toplumun alternatif gücünü yeniden inşa etmeye çalışan bir yerden değerlendirmek gerekiyor. Yani demokratik siyaset güçlendikçe, faşist blok gerileyecektir. HDP siyaseti güçlendikçe, büyüdükçe o masanın 3’üncü ayağı tamamlanacaktır. Bu dengeyi işaret etmek istiyor. Güç denilen, aslında siz güç oldukça faşizmi gerileteceksiniz, güç oldukça iki kutuplu siyaseti geriletecek, toplumu daha fazla esas alan bir siyaset yürüteceksinizdir. Sayın Öcalan’ın işaret ettiği şey aslında demokratik siyaseti güçlendiren, iki kutuplu siyaseti geriletilmesi anlamında okumak gerekiyor.

Parti olarak yeni dönemde demokrasi ittifak ile büyümeyi esas alan bir kararlaşmanız var. Demokrasi ittifakını nasıl gerçekleştireceksiniz?

Öncelikle demokrasi ittifakı meselesini açmaya ihtiyaç var. Bizim demokrasi ittifakından kastımız, siyasal partilerin yan yana durduğu, biz ittifakız dediği bir ittifak değil. Demokrasi ittifakı bloklaşmış siyasetin dışında kalan yapıların, halkların, inançların, grupların biraraya gelerek, ilkeler etrafında oluşturduğu ittifak biçimidir. Bizim için demokrasi ittifakı stratejik ittifakıdır. Bütün esaslarıyla, ilkeleriyle biraraya gelen bir ittifak biçimidir. HDP’nin kendisi bugün böyle bir ittifak biçimidir. HDP’nin kendisi bir demokrasi bloğudur. Demokrasi ittifakı derken, bu bloğu daha da güçlendirmekten söz ediyoruz. Otoriter, faşist blok dışında biz kadınların, gençlerin, toplumsal yapıların içerisinde olduğu bir ittifak halini tanımlıyoruz. Yoksa siyasal partilerle biraraya geldik, bir ittifak oluşturduk halini kastetmiyoruz. Biz yeniden toplumsal uzlaşıya da öncülük edecek bir demokrasi ittifakını kurup, geliştirmek, büyütmeyi esas alıyoruz.

Bu kapsamda Genişleme Komisyonumuz, toplumsal yapılarla, halklarla, inançlarla ve bireylerle görüşmeler yapacak. HDP projesini, demokrasi ittifak meselesini anlatarak, demokratik güçleri örgütleyecek bir çalışma yürütecek.

Öcalan’ın son görüşmesinde ifade ettiği “Kişiler, şahsiyetler kendilerine değil, kurumlara halka hizmet etmeliler. HDP emekle güçlenir. Emek vererek güçlenir” eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sayın Öcalan, HDP projesinin mimarı, fikriyatını, kurucu esaslarını belirleyen isim. HDP’yi takip etmesi, buna dair söz söylemesi, değerlendirme yapması da önemli bir yerde duruyor. Sayın Öcalan HDP’nin ilkelerini belirlerken de; halkı, halkın ihtiyaçlarını, önceliklerini esas alan, halkın sözünü siyasette etkili bir yerde olmasını sağlamaya çalışan bir noktadaydı. Bizimde kongre öncesi gerçekleştirdiğimiz bir dizi konferans ve kendi iç toplantılarımızda benzeri eleştiriler öne çıktı. Bu kapsamda yeni dönemde daha fazla toplumla biraraya gelerek, bu eksikliklerimizi gideren bir yerden siyaset kuracağız.

Kongre ve konferans kararlarınız da tecride dair bazı kararlar alındı.  Yeni döneme dair bilgi verir misiniz?

HDP’nin tecride karşı konferans ve ilke kararları var. Parti Meclisi’miz (PM) ve Merkez Yürütme Kurulu’muz (MYK) bu kararlara bağlı ve bunun gereklerini yerine getirmekle mükellef. Tüm tartışmalarımızda da bu eksende ortaya çıkan bir gerçeklik var. Kongremiz de halkımız yeniden tecride karşı mücadelede ve Sayın Öcalan etrafında yeniden bir siyaset örülmesi mesajı ortaya çıktı. Dolayısıyla mesajda aynı zamanda AKP’nin savaş ve işgal politikalarına karşı aktif bir mücadeleyi örgütlememiz gerektiği ortaya çıkıyor. Bu konuda yoğun tartışmalar yürütüyoruz, aktif bir mücadele hattını tartışıyor ve hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Bunu da şu esaslar üzerinden yapıyoruz; Savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı, tecride karşı özgürlüğü oluşturan bir hat üzerinden tartışma yürütüyoruz.

Her gün savaş politikalarından kaynaklı bu ülkede insanlar ölüyor. Savaş politikalarının ülke geleceği açısından, halkımızın geleceği açısından ve Türkiye halkları geleceği açısından büyük bir tehdit oluşturduğu açık ve net ortaya çıkıyor. Bu savaş politikalarına karşı barışı savunmak gibi bir yükümlülüğümüz var. Bunu sonucu olarak ortaya çıkan her gün ölüm ve yıkımlar var. Bu sadece içerde değil, AKP’nin dış politikasında da kendini gösteriyor. Buna karşı yaşamı savunan bir yerden siyaset yapmamız lazım. Tüm bu denklemin esası tecrit politikalarının bir sonucu. Bugün İmralı’da sadece bir tecrit hali yok, toplumun tamamının tecrit edildiği, muhalefetin tecrit edildiği, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı bir yerden yönetim anlayışı var. Buna karşı da özgürlükleri yeniden savunan bir siyaset yaparak, yeni dönem de hattımızı oluşturacağız. Kurullarımız da kapsamlı tartışma ve hazırlıklar var. Aktif bir siyaset hattı içerisinde olacağız.


Kaynak: Mezopotamya Ajansı

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.