Yargının kara tablosu

Geçmiş yıllarda olduğu gibi 2018’de de tarafsız ve bağımsız olmadığı eleştirilerinin hedefi olan yargı, ülkenin gündemine oturmuş önemli davalarda alınan kararlarla “cezasızlık” politikasının yürütücüsü haline dönüşüp, yine iktidar muhalifi hemen her kesime yönelik sopa işlevi gördü. Av. Mesut Beştaş, 2018 yılı için “hukuk ve adalet açısından ciddi yaralar aldık” dedi.

Yargının kara tablosu
27 Aralık 2018 Perşembe 13:01

banner225

Türkiye’de her dönem en çok tartışılan konuşların başında verdiği kararlarla yargı geldi. Devlet sistemini oluşturan “kuvvetler ayrılığı” ilkesinin temel saç ayaklarından biri olarak kabul edilmesine rağmen uygulamada karşılaşılan örnekler yargıyı, “tarafsız ve bağımsız olmadığı” eleştirilerinin muhatabı haline getirdi. Bu eleştiri, devlete hakim olan güçler ve hükümetler ile onların devreye koydukları sistemlerle birlikte Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nden (DGM) Özel Yetkili Mahkemelere oradan Ağır Ceza Mahkemeleri’ne evrilen yargı mekanizmaları içerisinde dünden bugüne devam etti.

Adalet terazinin güçlüden yana ağır bastığı algısının halk nezdinde giderek daha güçlendiği bu son yıllarda, “Hukuk devleti” olma niteliğinin bir bütünen ortadan kalktığı gerçeği, artık doğrudan hukukçuların kendileri tarafından dile getirildiği bir noktada. 

Bu tablonun ortaya çıkmasında en önemli faktör 17 yıldır iktidarda olan AKP iktidarının yargıya yaklaşımı ve yeniden dizaynı oldu. Bu yaklaşımın kendisini en somut biçimde gösterdiği fotoğraf ise, geçtiğimiz yıl Yargıtay Başkanı ile birlikte Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la çay toplayarak “tarafsızlığın yitirildiği” eleştirilerinin hedefi olan Danıştay Başkanı Zerrin Güngör’ün yine Erdoğan’ın karşısında düğmesiz olan cübbesinin önünü iliklemeye çalışması oldu. Nitekim İzmir Limanı ihalesi konusunda Danıştay’ın kararını geciktirmesi üzerine ihaleden vazgeçilmesi sonrası Erdoğan geçtiğimiz aylarda katıldığı ‘Şura-yı Devlet'ten Danıştay'a Uluslararası Sempozyumu’nda “Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarırken Danıştay'dan izin alacaksak o zaman ben bu makamda durmayayım, çekeyim gideyim” demekten geri durmadı.

Bu mesajla getirilen Başkanlık Sistemi içerisinde son sözün kime ait olduğunu aslında ilan eden Erdoğan yönetimindeki Türkiye’de, ilk yarısı OHAL altında geçen 2018 yılında getirilen yeni uygulamalar, yapılan yorumlamalar ve aldığı kararlarla yargı çokça tartışıldı.

Tartışılan konulardan biri, soruşturma ve davaların tamamlanma sürelerinin önceden ilan edilmesini öngören "Yargıda Hedef Süre" uygulaması oldu. Bir yargılamanın hedeflenen sürede tamamlanmasını amaçlayan uygulama, mevcut sorunlu sistemi daha da derinleştireceği yönündeki itirazlara rağmen başlandı. 

Karşılaşılan hukuksuzluklar nedeniyle “Tek adam” rejimi olarak tanımlanan mevcut sistemde iktidarın aykırı kabul edilen her düşünce ve fiil, yargı konusu haline getirilip, cezalandırmaya konu oldu. Bu yaklaşımla siyasi parti liderlerinden emeğinin hakkını arayan ya da ölmek istemeyen işçi ve emekçilere, öğrencilere, kadınlara, gazetecilere, sanatçıların yanı sıra düşüncesini sosyal medyada dile getiren binlerce yurttaşa olmadık suçlamalarla yargı eli ile sopa gösterilip, hapis cezaları verildi.

Yine 90'lı yıllarda resmi kolluk birimleri ve kurulan JİTEM gibi paramiliter güçlerin eliyle gerçekleştirilen bazı cinayet ve katliamlara ilişkin açılan davalar da “güvenlik” iddiasıyla gönderildikleri batı illerinde cezasızlıkla sonuçlandı.

Yargıda 2018 yılı içerisinde bu minvalde öne çıkıp, tartışma konusu olan davalardan bazıları şunlar oldu: 

LEYLA GÜVEN'E FARKLI İŞLETİLEN HUKUK

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven, Efrin operasyonuna karşı gösterdiği tepki, yaptığı açıklamalar ve DTK çalışmaları nedeniyle 31 Ocak'ta tutuklanıp, hakkında 46,5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Güven’nin yargılandığı Mahkeme, 29 Haziran’daki duruşmada delillerin toplandığı gerekçesiyle tahliye kararı vermiş, ancak üst mahkemeye yapılan itirazla tahliyeye kararı kaldırılmıştı. Yargıtay’ın CHP Milletvekili Enis Berberoğlu tahliye kararına istinaden Güven için yapılan tahliye talebi ise, daha önce tahliye kararı veren Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nce “delil durumunun değişmesi” gerekçesiyle reddedildi. 

Uğradığı bu hukuksuzlukla birlikte Güven'in, Türkiye'de bugün hüküm süren uygulamaların PKK lideri Abdullah Öcalan'a dönük tecridin sonlandırılmasıyla ancak son bulabileceğini belirterek başladığı açık grevi 50'nci gününe ulaşmış durumda. Güven, dün görülen duruşmasında hakkında yine tahliye kararı çıkmadı.

DEMİRTAŞ VE ÖNDER DAVASI 

HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve HDP eski Milletvekili Sırrı Süreyya Önder hakkında 17 Mart 2013’te İstanbul’daki Newroz kutlamaları sırasında yaptıkları konuşmalarda "örgüt propagandası yapmak" iddiasıyla açılan dava, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesince karara bağlandı.  Davada, Demirtaş'a 4 yıl 8 ay, Önder'e ise 3 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Yerel mahkeme kararı, İstinaf Mahkemesinde henüz onanmamışken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Demirtaş’ın "siyasi nedenlerle" tutuklu olduğu tespitinde bulunarak derhal serbest bırakılması yönünde karar verdi. Ancak kararı değerlendiren Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi, AİHM kararını reddederek, Demirtaş’ın tutukluluk halinin devamına hükmetti. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi'nin 5 Aralık’ta verdiği kararla cezası kesinleşen Önder, cezaevine girdi. 

BELEDİYE EŞ BAŞKANLARI 

İçişleri Bakanlığı tarafından görevinden alınıp, yerlerine kayyum atanan çok sayıda DBP’li belediye eş başkanları ve yöneticileri hala cezaevlerinde. Bunlardan Van Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Bekir Kaya’ya, yargılandığı davada 8 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Diyarbakır’ın Kulp ilçesi Belediyesi Eşbaşkanı Sadiye Süer Baran hakkında açılan davada ise 9 yıl 2 ay hapis cezası verildi. 

MİLLETVEKİLLERİ YARGILAMALARI

Sarf ettikleri sözler ve katıldıkları eylem ve etkinlikler nedeniyle muhalefet partisi milletvekilleri hakkında bu yıl da yine davalar açılıp, fezlekler hazırlandı. Bu konuda başı çeken ise HDP’li milletvekilleri oldu. Haklarında açılan davalar sürerken 24 Haziran seçimlerinde HDP’den milletvekili seçilen İmam Taşcıer, Selçuk Mızraklı, Pero Dündar, Kemal Bülbül, Saliha Aydeniz, Nejdet İpekyüz, Hüda Kaya, Feleknas Uca ve tutuklu bulunduğu Diyarbakır E Tipi cezaevinde açlık grevinde olan Leyla Güven’in yargılamalarının durdurulması talepleri, mahkemeler tarafından reddedildi. Mahkemeler ret kararlarının gerekçesini ise Anayasanın 14’üncü maddesine dayandırdı. 

BARIŞ AKADEMİSYENLERİNE HAPİS

İzlenen savaş politikalarına karşı Barış Bildirisi’ne imza atan akademisyenlere dönük yargılamalar da sürdü. Bu yargılamalarda Prof. Dr. Gencay Gürsoy 2yıl 3 ay, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya 2 yıl 6 ay olmak üzere birçok önemli isme hapis cezaları verildi. 

ANKARA KATLİAMI

10 Ekim 2015’te yapılan ve Türkiye tarihinin en kanlı intihar saldırısı olan Ankara katliamı davasında mahkeme, yargılanan DAİŞ’li 9 sanığa ‘anayasal düzeni ihlal’ suçundan birer kez, ‘kasten öldürme’ suçundan da 100’er kez olmak üzere toplam 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Ancak verilen karar, derinleştirilmeyen soruşturmada asıl sorumluların karanlıkla bırakılıp, hesap sorulmaması nedeniyle aileleri memnun etmedi.

SOMA DAVASI

Manisa'nın Soma ilçesinde 301 madencinin yaşamını yitirdiği faciayla ilgili 5'i tutuklu, 51 sanığın yargılandığı davada ise, Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan ile birlikte toplam 14 sanığa ceza verildi. Şirketin patronu Alp Gürkan'ın da aralarında yer aldığı 37 sanık ise beraat etti.

ALADAĞ DAVASI

Adana'nın Aladağ ilçesinde Kasım 2016'da meydana gelen ve 11'i çocuk 12 kişinin yaşamını yitirdiği yangın faciası ile ilgili davada, haklarında sadece 2 ila 15 arasında hapis cezaları istenen sanıkların tümü hakkında tahliye kararı verildi.

KULP VE LİCE DAVALARI 

Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde 1993 yılında 11 kişinin öldürülmesine ilişkin açılan davada sanık olan Bolu 2. Komando Tugay Komutanı emekli Tuğgeneral Yavuz Ertürk hakkında beraat karar verildi. Lice ilçesinde 22 Ekim 1993'te Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın şüpheli şekilde öldürülmesi sonrası 16 kişi öldürülmesi, çok sayıda ev ve işyerinin yakılarak yüzlerce kişinin göçe zorlandığı katliama ilişkin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Emekli Albay Albay Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tünay Yanardağ hakkında "Taammüden öldürme", "Halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik", "Cürüm işlemek üzere teşekkül oluşturma" suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 24 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılmıştı. Dava Diyarbakır'dan önce Eskişehir'e, oradan İzmir’e nakledilen davada, yargılama sürecinde yaşamını yitiren sanık Üsteğmen Tunay Yanardağ’ın dosyası düşürülüp, tek sanık olarak kalan dönemin Eşref Hatipoğlu beraat ettirildi.

Lice davası iddianamesinde olayla ilgisinin olmadığı açığa çıkmasına rağmen Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ı öldürmekle suçlanan 80 yaşındaki Mehmet Emin Özkan ise, 1996 yılından bu yana cezaevinde. 

ENES ATA VE MAHSUM MIZRAK DAVASI

Diyarbakır'da 2006 yılında Enes Ata ve Mahsum Mızrak'ın ölümüne neden olmakla suçlanan özel harekat polisleri H.A., N.Ö. ve B.Ö. hakkında “Olası kast sonucu ölüme neden olmak” suçundan açılan davada “suçun sanıklar tarafından işlenmediğinin sabit olması” gerekçesiyle beraat kararları verildi.

HABER YAPMAKTAN 7 YIL CEZA

Hali hazırda Türkiye Gazeteciler Sendikası’na (TGS) göre 142, Özgür Gazeteciler İnsiyatifi’ne göre ise 171 gazetecinin cezaevinde olduğu Türkiye’de, bu yıl da çok sayıda gazeteci hakkında soruşturma ve davalar açılıp, cezalar verildi.

22 Ocak 2018’de tutuklanan Gazeteci Seda Taşkın hakkında "örgüt üyeliği" ve "örgüt propagandası" suçlamasıyla açılan davada, Taşkın’a yaptığı haberler, kaynaklarıyla telefonda yaptığı görüşmeler ve sosyal medya üzerinden yaptığı haber paylaşımlarını nedeniyle “örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım” ve “örgüt propagandası” yaptığı gerekçesiyle toplam 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Gazeteciler İnan Kızılkaya, İhsan Çaralan ve Hüseyin Aykol'un "cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla yargılandıkları davada üç gazeteciye toplam 4 yıl 9 ay 12 gün hapis cezası verildi.  Yine gazeteci ve akademisyen Nuray Mert, Hüsnü Mahalli, Nazlı Ilıcak gibi bir çok isme hapis cezaları verildi.

AV. BEŞTAŞ: CEZASIZLIK HER DÖNEM MEVCUT

Diyarbakır Barosuna kayıtlı tanınmış avukat Mesut Beştaş, geri bırakılmak üzere olunan yıl içerisinde yargı alanında yaşananları Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi. 

Özellikle 90’lı yıllara dair davalar üzerinde duran Beştaş, katliamların ve cinayetlerin daha gerçekleştirildikleri dönemde idari birimler, hükümet ve yargı tarafından kanunlara uygun bir soruşturmaya konu olmadığını söyledi. Faillerin beraat ettirilmesi ve yargılanmaların sonuçsuz kalmasının, uluslararası hukuk ile Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde cezasızlık tanımına uyduğunu belirten Beştaş, “Genel olarak devleti yasa dışı örgütlerden yani çetelerden ayıracak en önemli unsur devletin hukuka bağlı oluşudur. Cezasızlık uygulamasının sistematik bir hale getirilmesi, devleti çetelere benzer bir pozisyona sokabiliyor. Bu nedenle ağırlıklı olarak faili meçhul veya cezasızlık hali her dönem mevcut oldu” ifadelerini kullandı.

‘DEVLET ESKİYE DÖNDÜ’

Çözüm süreciyle birlikte yaşam hakkı ihlallerine dönük geçmişle yüzleşme adına hükümetin bazı adımlarla, cezasızlıkla sonuçlanan dosyalara karşı daha ciddi yaklaşım sergileyip yeniden yargılamaların başladığını hatırlatan Beştaş, ancak davalar devam ederken, özellikle 2014’ten sonraki süreçte devletin tekrar eski uygulamalara döndüğünü ifade etti. Beştaş, hükümetin kamuoyuna yaptığı açıklamalarla yargıyı etkisi altına aldığını da kaydetti. Cezasızlık sürecinin dava yargılamalarının sürdüğü mahkemelerden başka mahkemelere aktarılmasıyla başladığını dile getiren Beştaş, bu nakiller yapılırken aslında hükümetin ‘Biz bu soruşturma ve davaları sonuçsuz bırakacağız” mesajı verdiğini kaydetti.

Beştaş, “Güvenlik nedeniyle dosyalar özellikle Kürt illerinden batıya doğru yönlendirildi. Bu kararın verilmesiyle birlikte dosyaların sonuçsuz kalacağını görmek çok zor değildi” dedi.

Davaların yıllarca aynı yerde görülmesine rağmen herhangi bir güvenlik sorununun yaşanmadığını, ancak yine de batı illerine nakledilmesinin ‘güvenlik’ kaynaklı olmadığını vurgulayan Beştaş, asıl amacın devletin kendi istediği gibi davaların sonuçlanması olduğunu söyledi.

‘HUKUKİ DEĞİL, SİYASİ’

Beştaş, HDP’ye yönelik hukuk blokajı ise bir yargı süreci olarak değil, siyasi bir süreç olarak ele almak gerektiğinin altını çizdi.

Beştaş, bu konuda şunları söyledi: “Selahattin Demirtaş, İdris Baluken, Figen Yüksekdağ ve belediye eşbaşkanlarına yönelik siyasi operasyonların tamamının bir yargı sürecinden çok, siyasal süreçle daha çok baskı altında tutma ve siyaseten etkisizleştirme olarak bakmak daha doğrudur. Bu operasyonların en trajik yanı yargının, bu işin gardiyanı ve polisi olarak kullanılmasıdır.

İstiklal Mahkemeleri, Sıkı Yönetim Mahkemeleri, DGM, 250 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yargılama yapan özel yetkili mahkemeler ve en son bugünkü Ağır Ceza Mahkemeleri’ni (ACM) karşılaştırdığımızda bu yargılamaları yapan mahkemenin kimliği, ismi, cisminin ne olduğu da çok önem ifade etmiyor. Siyaseti yargılayan mahkemelerin hiçbirinin diğerinden farkı yoktur. Konjonktürel olarak isimleri değişmiştir, konjonktürel olarak kimlere karşı ne yapılması gerektiği kuruluş yasalarında ifade edilmiştir. Bugünkü Ağır Ceza Mahkemelerinin DGM’lerden farklı olmadığını söyleyebiliriz. 2010’lu yıllara kadar ki değişimlerde mahkemeler devlet yararını gözetiyordu. Özellikle ACM’lerle birlikte daha çok iktidarın çıkarını esas alan yargı kararlarıyla karşı karşıya kaldık.” 

LEYLA GÜVEN’İN TUTUKLULUĞU

Türkiye yargı sisteminde milletvekillerin yargılanmasının, her zaman normal vatandaş yargılamasından farklı bir süreç işlediğini ve 12 Eylül rejimi döneminde Ahmet Türk’ün tahliye edildiğini hatırlatan Beştaş, “Leyla Güven’in tahliye edilmemesi hiçbir dönem için anlaşılabilecek bir durum değil” dedi.

 ‘FİKİR İFADE ETME FİİLİ BASKI ALTINDA’

Beştaş, siyasilere dönük bu yaklaşımın yanı sıra yurttaşlar hakkında basit nedenlerle soruşturmalar açılıp, gözaltılar, tutuklamasının toplumu kılcal damarlarına kadar baskı altında tutmaya yönelik olduğunu belirtti. Beştaş “Bu şekilde insanlar örgüt üyeliği ve propagandası suçlamasıyla karşı karşıya kalıyorlar. Türkiye’de hiç görülmemiş şekilde fikir ifade etme fiili baskı altındadır. 12 Eylül döneminde bir yurttaşın yazdığı bir iki satırdan dolayı yıllarca cezaevinde kalmadı. Amaç yasama, yürütme ve yargıda, mutlak hakimiyeti hedef edinmiş iktidarın muhalefeti bastırmasıdır. Olağan koşullarda bu tür yargılamalar gülünçtür. Olağan koşullara dönüldüğünde hükümet bu yargılamaların hesabını verecektir” diye konuştu.

‘CİDDİ YARALAR ALDI’

Selahattin Demirtaş ve diğer siyasetçilerin davalarının karar aşamasına geldiğini anımsatan Beştaş, şunları dile getirdi: “Zaten, ‘yılsonuna kadar önemli oranda karar alacağız’ denilmişti. Yıl sonuna kadar diye verilen mesaj fazlasıyla yerine getirildi. İşledikleri fiillerin ne olduğuna bakılmaksızın her bir belediye eşbaşkanına aynı oranda ceza verildi. 2018 yılında hukuk ve adalet açısından ciddi yaralar aldık, Türkiye Cumhuriyeti de ciddi yaralar aldı. Umarız 2019 yılı daha iyi olur.”


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.