Kaboğlu: Demirtaş’ın tutukluluğu uluslararası sözleşmelerin ihlalidir

Anayasa Komisyonu Üyesi Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, AİHM’in Selahattin Demirtaş hakkında verdiği karara ilişkin hazırladığı raporda, “Demirtaş’ın tutukluluğunun her ne şekilde olursa olsun devamı, Sözleşme’nin 5/3 ve 18. maddelerinin ihlalini uzatacak ve taraf devletin, Mahkeme’nin kararına riayet yükümlülüğünün ihlaline neden olacaktır” belirlemesinde bulundu.

Kaboğlu: Demirtaş’ın tutukluluğu uluslararası sözleşmelerin ihlalidir
29 Kasım 2018 Perşembe 17:07

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Anayasa Komisyonu Üyesi Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında verdiği karara ilişkin bir rapor hazırladı. Demirtaş'ın hakkında açılmış diğer davaların durumunun ele alındığı raporda AİHM karı yanı sıra Demirtaş’ın kim olduğuna dair bilgilere yer verildi. 

Kaboğlu’nun hazırladığı raporun tam metni şu şekilde:

"Başvurucu Selahattin Demirtaş, 1973 doğumlu Türk vatandaşıdır ve hali hazırda Edirne’de tutulmaktadır. Olaylara konu zamanda, sol kanatta yer alan, Kürt yanlısı Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) eş başkanıdır. 2007’den başlayarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesidir. Kasım 2015 genel seçimleri ardından HDP üyesi olarak tekrar Meclise seçilmiş. Üyeliği Haziran 2018 seçimleri zamanında sona ermiştir.

KOBANİ İLE DAYANIŞMA ÇAĞRISI

Eylül ve Ekim 2014’te, Daesh (İslam Devleti) üyeleri, Türkiye’nin Suruç sınır ilçesine 15 km mesafede bulunan Suriye’nin Kobani ilçesine saldırı düzenlemişlerdir. Daesh güçleri ve Halkın Savunma Birimleri (YPG) arasında silahlı çatışma yaşanmıştır. YPG, Suriye’de kurulmuş ve PKK (Kürdistan İşçi Partisi) ile bağlantısı nedeni ile Türkiye’nin terörist örgüt kabul ettiği bir örgüttür. 2 Ekim 2014’ten itibaren Türkiye’de geniş çaplı gösteriler gerçekleşmiş ve uluslararası STK’lar, Daesh kuşatmasına karşı Kobani ile dayanışma çağrısında bulunmuşlardır. 6 Ekim’den itibaren gösteriler, şiddet içermeye başlamıştır.

‘ÇÖZÜM SÜRECÜ’ DİYE BİLİNEN BARIŞ SÜRESİ YÜRÜTÜLMÜŞTÜR

Öncesinde, 2012 sonu ile Ocak 2013 arası dönemde, Kürt sorunsalına kalıcı ve barışçıl bulma bakış açısıyla, ‘çözüm süreci’ diye bilinen barış süreci yürütülmüştür. Şubat 2015’te, ‘Dolmabahçe Konsensusu’ olarak bilinen, on maddelik uzlaşma bildirgesi, Meclis’in HDP’li üyeleri ve ardından milletvekili başbakan tarafından halk ile paylaşılmıştır.

Haziran 2015’te HDP, %13 oy alarak, Meclis’te temsil barajını aşmıştır. İktidar partisi olan AKP, Meclis’te çoğunluğu yitirmiştir. 20 Haziran 2015’te, Suruç’ta, görünüşe göre Daesh tarafından gerçekleştirilmiş bulunan bir terör saldırısı gerçekleştirilmiştir. Bu saldırı, 34 kişinin ölümüne ve 100’den fazla kişinin yaralanmasına neden olmuştur. 22 Haziran 2015’te Ceylanpınar’da gerçekleştirilen başka bir terörist saldırıda 2 polis memuru öldürülmüştür. PKK tarafından işlendiği iddia edilmiş bulunan bu cinayetler, ‘Çözüm süreci’nin de facto sona ermesi ile sonuçlanmıştır. Bu saldırıdan sonra, PKK liderleri, halkı silahlanmaya ve silahlı çarpışma esnasında kullanılabilecek yeraltı geçitleri kazmaya çağırmıştır. Bir kendi kendini yönetim siyasal sisteminin ilan edilmesi konusunda çağrı yapmışlar ve bölgedeki tüm sivil kamu görevlilerinin bundan böyle AKP’nin suç ortağı kabul edileceği ve hedef olma tehdidi altında bulunduklarını ilan etmişlerdir. HDP’nin oyların %10’una eriştiği Kasım 2015 seçimlerinde AKP, Meclis çoğunluğunu yeniden kazanmıştır.

14 HDP, 1 CHP ÜYESİ TUTUKLANDI

20 Mayıs 2016’da, bir anayasa değişikliği Meclis’te kabul edilmiştir. Değişiklik; dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin talep, bu anayasa değişikliğinden önce Meclise sunulmuş olan herkesin dokunulmazlığının kaldırılmış olduğuna ilişkindir. Değişiklik, 55’i HDP’li olmak üzere, toplamda 154 Meclis üyesini etkilemiştir. Farklı zamanlarda, Meclisin Demirtaş da dahil 14 HDP’li üyesi ve 1 CHP’li üyesi, ceza soruşturması kapsamında tutuklanmıştır.

Meclisin 70 üyesi, söz konusu anayasa değişikliğinin ‘Meclis kararı’ niteliğinde kabul edilmesi gerektiğini belirterek, Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur. Anayasa Mahkemesi, önündeki davanın konusunun şekli bir anayasa değişikliği olduğu ve anayasa değişikliklerine karşı sadece Cumhurbaşkanı yahut Meclis üye sayısının 1/5’i tarafından başvuru yapılabileceği gerekçesiyle başvuruyu oybirliğiyle reddetmiştir.

31 SORUŞTURMA DOSYASI BİRLEŞTİRİLDİ

Demirtaş ile ilgili, Meclis üyesi olarak görev yaptığı döneme ilişkin olarak baskın çoğunluğu terörle bağlantılı suçlardan oluşan 31 soruşturma dosyası, savcılarca hazırlanmıştır. Anayasa değişikliğini takiben, Diyarbakır savcısı, soruşturmaları tek dosyada birleştirme kararı almıştır. Yetkili savcı, Demirtaş’ı ifade vermeye altı kere çağırmıştır. Fakat Demirtaş, soruşturma makamlarının önüne çıkmayı reddetmiştir. 4 Kasım 2016’da evinden gözaltına alınmıştır. Aynı gün, üç avukatı ile beraber, savcı önüne çıkmış ve siyasi faaliyetleri nedeniyle ve Türkiye Cumhurbaşkanı’nın talimatı ile gözaltına alındığını belirtmiştir. Kendisini suçlayıcı iddialarla ilgili hiç bir soruyu yanıtlamayacağını ifade etmiştir. Savcı, Demirtaş’ın, silahlı bir terör örgütüne üyelik ve suç işlemeye teşvikten, tutukluluğuna karar verilmesini talep etmiştir.

Demirtaş, 8 Kasım 2016’da, tutukluluk kararına itiraz etmiş fakat itirazı reddedilmiştir.

43 İLE 142 YIL ARASI HAPİS CEZASI TALEBİ

11 Ocak 2017’de savcı, Demirtaş hakkında, silahlı bir terör örgütü kurduğu ya da yönettiği, bir terör örgütünün propagandasını yaptığı, suç işlemeye teşvik ettiği, suçu ve suçluları koruduğu, halkı kin ve düşmanlığa teşvik ettiği, hukuka karşı gelmeye teşvik ettiği, hukuksuz toplantı ve gösteriler düzenlediği ve bunlara katıldığı ve hukuksuz gösterinin dağıtılması için güvenlik güçlerince verilen talimatlara uymadığı gerekçeleriyle iddianame hazırlamıştır. 43 ile 142 yıl arası hapis cezası talep etmiştir. 22 Mart 2017’de, Adalet Bakanının güvenlik gerekçeli talebi üzerine Yargıtay, davayı Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne transfer etmiştir.

MAHKEMELER İTİRAZINI SÜREKLİ REDDETMİŞTİR

Kovuşturma boyunca Demirtaş, siyasi düşüncelerini açıkladığı için tutulduğunu ifade etmiş, suç işlediğine ilişkin iddiaları reddetmiştir. Soruşturma ve kovuşturma süresince toplamda 15 defa, tutukluluğuna itiraz etmiştir. Ulusal mahkemeler, itirazını sürekli reddetmiştir. Ceza yargılaması süreci, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etmektedir.

Demirtaş 17 Kasım 2016 ve 29 Mayıs 2018’de Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. İlki reddedilmiştir. İkincisi daha halen karara bağlanmamıştır.

10. MADDE VE 34. MADDENİN İHLAL EDİLDİĞİNİ SAVUNMAKTADIR

Şikayetler, Usul ve Mahkemenin Kompozisyonu

Başvurucu, 5. maddenin 1. ve 3. fıkralarına (özgürlük hakkı ve güvenlik hakkı ile makul sürede yargılanma hakkı ya da yargılama devam ederken salıverilme hakkı) dayanarak, tutuklama kararının ve tutuklamanın devamı kararlarının keyfî olduğunu; tutukluluk süresinin aşırı olduğunu; tutukluluğunun dayanağı yargı kararlarının, soyut ve birbirini tekrar eden kopyala-yapıştır türü alıntılar dışında hiç bir mantığa dayanmadığını savunmaktadır. Yine Başvurucu, 5. maddenin 4. fıkrasına (Gözaltına alınma ya da gözaltında/ tutuklu olarak alıkonma yoluyla özgürlüğünden yoksun bırakılan herkes, alıkonmasının hukuka uygunluğu hakkında ve bu alıkoyma hukuka aykırı ise salıverilmesi hususunda hızla karar verebilecek bir mahkemede dava açmak hakkına sahiptir) dayanarak, soruşturma dosyasına ulaşamamasının, tutukluluk kararına karşı etkili savunma yapamaması sonucunu doğurduğunu savunmuştur. Anayasa Mahkemesi önünde görülen başvuruları ise, Sözleşme’nin öngördüğü sürat koşulunu karşılamamıştır. Ayrıca, tutukluluğunun, Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 3. maddesini (özgür seçim hakkı) ihlal ettiğini savunmaktadır. 5/3. maddesiyle bağlantılı şekilde 18. maddeye (hakların sınırlanmasının sınırları) dayanarak ise, siyasi makamlarla ilgili eleştirel düşüncelerini ifade ettiği için tutulduğunu ve dolayısıyla alıkonulmasının nedeninin, kendisini susturma olduğunu savunmaktadır. Başvurucu, ayrıca, 10. madde (ifade hürriyeti) ve 34. maddenin (bireysel başvuru hakkı) ihlal edildiğini savunmaktadır.

Başvuru, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne 20 Şubat 2017’de sunulmuştur.

Karar, yedi yargıçlı daire tarafından verilmiştir. Yargıçlar şunlardır: "Robert Spano (İzlanda), Başkan, Ledi Bianku (Arnavutluk), Işıl Karakaş (Türkiye), Paul Lemmens (Belçika), Valeriu Gritço (Moldova Cumhuriyeti), Jon Fridik Kjolbro (Danimarka), Ivana Jelic (Montenegro)"

SAVCILAR 31 DOSYAYI MECLİSE SUNDU

Mahkemenin Kararı

Madde 5/1; Demirtaş’ın, tutukluluğunun iç hukuk ile bağdaşmadığına ilişkin savunması konusunda Mahkeme, iç hukukun Anayasa Mahkemesi’nce yorumlanışının ya da uygulanışının, keyfî ya da mantık dışı gözükmediği sonucuna varmıştır. Demirtaş, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılışını takiben ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 100 ve devamı maddelerine uygun şekilde tutuklanmıştır. Başvurunun bu kısmı, gerçeği yansıtmadığından, kabul edilemez addedilmelidir.

Demirtaş milletvekili olarak hizmet ederken, dokunulmazlığının kaldırılmasına yönelik 31 dosya savcılar tarafından Meclise sunulmuştur. Ceza soruşturmaları, tek dosyada toplanmıştır. Soruşturma makamlarına ifade vermeyi reddetmesinin ardından 4 Kasım 2016’da gözaltına alınarak polis nezaretine alınmıştır. Kimileri terörizm ile bağlantılı çeşitli suçları işlediğine dair şüphe nedeniyle özgürlüğünden alıkonulmuştur. Ulusal makamlar, özellikle ilk derece mahkemeleri ve Anayasa Mahkemesi, Demirtaş’ın, bir terör örgütünün liderlerinin talimatları ile hareket ediyor olabileceği sonucuna varılabileceğini belirtmişlerdir. 5/1. madde, şüphenin, olgusal gerçeklere/ gerekçelere dayalı olmasını şart koşar. Demirtaş’ın, iddia edilen suçlardan en azından bir kısmını işlemiş olabileceğine ilişkin yeterli bilgi mevcuttur. Bu nedenle, tutukluluğunun ‘makul şüphe’ye dayandığı ve madde 5/1 ihlali olmadığı söylenebilir.

YARGISAL MAKAMLAR HİÇ BİR AÇIKLAMA YAPMAMIŞTIR

Madde 5/3; 4 Kasım 2016’da gözaltına alındığından beri Demirtaş, özgürlüğünden yoksundur. Suç işlediğine ilişkin bir somut gerekçenin mevcut olup olmadığını değerlendirirken, Mahkeme, Demirtaş hakkındaki şüphelerin, tutukluluk kararına yeter gerekçe teşkil ettiğini kabul etmiştir. Ayrıca, Mahkeme, Demirtaş’ın tutukluluğuna karar veren yargıçların, kararlarını, Demirtaş’ın, Ceza Muhakemeleri Kanunu madde 100/3 kapsamındaki suçlardan yargılandığı hususuna dayandırdıklarını tespit etmiştir. Adı geçen madde göstermektedir ki Türk kanunları, belirli suçlar bakımından, tutukluluğun şartlarının (kaçma riski, delilleri karartma, tanık, mağdur ya da başkalarına baskı uygulamak) mevcut olduğunu varsaymaktadır.

Mahkeme, yeniden hatırlatır ki, Türk kanunlarındaki bu düzenleme gibi, kaçınılmaz alıkoymaya ilişkin her sistem, madde 5/3’ü perse (kendiliğinden, başka bir şeye gerek kalmadan) ihlal eder. Belirli suçlar söz konusu olduğunda tutukluluğun şartlarının oluşmuş olduğuna dair ön kabul içeren bir yasa, bireylerin, hiç bir somut delil ile ikna edici şekilde gerekçelendirilmeden, özgürlüklerinden alıkonulmasını mümkün kılar. Mevcut davada, Mahkeme, tutuklamaya alternatif tedbirlerin yetersiz kalacağı gerekçesinin, Demirtaş’ın kişisel durumuna yönelik hiç bir analiz ile desteklenmediğini tespit etmiştir. Yargısal makamlar, dava özelinde hangi risklerin tutukluluğu haklı kıldığı yahut bu tür risklerin bu denli uzun bir tutukluluk süresince nasıl devam ettiğine ilişkin hiç bir açıklama yapmamıştır.

MAHKEME, KAÇMA GİRİŞİMİNDE BULUNMADIĞINI KAYDETMİŞTİR

Mahkeme, aynı zamanda, yerel mahkemelerin, Demirtaş’ın tutukluluk süresini, hakkında iddia edilen suçların sayısı ve niteliklerine dayanarak uzattığını görmektedir. Hakkında iddia edilen suçların ağırlığı, Anayasa Mahkemesi’nin kabul ettiği gibi, ilk tutukluluk kararına hukuki gerekçe olabilirse de; Mahkeme, bunun, tutukluluğunun uzatılmasının, özellikle de yargılamanın son aşamaları bakımından, yegane gerekçesini teşkil edemeyeceğini ifade eder.

Mahkeme, ayrıca, ulusal mahkemelerin, Demirtaş’ın soruşturma makamlarına kanıt sunmamasının, tutukluluğunun devamına gerekçe gösterdiklerini tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesi, Demirtaş’ın bu tutumunun, kaçma riskini ortaya koyduğunu belirtmiştir. Yargı makamları, delil sunmamanın, o sırada Meclis’teki üçüncü büyük partinin eş başkanı olan Demirtaş’ın kaçma riski ile nasıl bir ilgisi olduğunu açıklamamışlardır. Bu bağlamda, Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin karşı oy kullanan yargıcının gerekçesine özel bir önem atfeder. Yargıç, karşı oy gerekçesinde, Demirtaş’ın pek çok defa yurtdışına çıktığını ve hiç bir zaman firar niyeti göstermeden her seferinde geri döndüğünü belirtmiştir. Mahkeme, ayrıca, Demirtaş’ın, hakkındaki ceza soruşturmalarından ve iddiaların ciddiyetinden uzun süredir haberdar olduğunu; buna karşılık, hiç bir zaman kaçma girişiminde bulunmadığını kaydetmiştir.

SÖZLEŞMENİN 5/3 MADDESİ İHLAL EDİLMİŞTİR

Son olarak, Mahkeme gözlemlemiştir ki Demirtaş’ı özgürlüğünden alıkoyan yargı kararları, genel bir takım ifadelerin alt alta sıralanmasından ibarettir. Özellikle, salıverilmesi lehine argümanlar analiz edilmemiştir. Kopyala-yapıştır türü cümleler, bir kimsenin özgürlüğünden alıkonulmasını haklı kılamaz.

Ulusal mahkemelerce öne sürülen gerekçeler, Demirtaş’ın tutukluluğunun süresini haklı kılacak yeterlilikte değildirler. Sözleşmenin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.

Madde 5/4; Demirtaş’ın, hakkında yürütülen soruşturma dosyasına erişememesi, tutukluluğunun hukukiliğini sorgulayabilmesi açısından kilit önemdedir. Fakat, Mahkeme, Anayasa Mahkemesi gibi, Demirtaş’ın ve avukatlarının, Meclise sunulan soruşturma dosyalarına sınırsız erişimlerinin olduğunu tespit etmiştir. Dolayısıyla, dosyasındaki kanıtlara sınırsız erişimi olmasa da, tutukluluğunun temelindeki iddialar hakkında yeterli bilgisi vardır. Başvurunun bu kısmı, gerçeği yansıtmadığından, kabul edilemez addedilmelidir.

ANAYASA MAHKEMESİNE BAŞBURMUŞTUR

Demirtaş’ın, Anayasa Mahkemesi önündeki davanın, Sözleşme’nin öngördüğü ‘hız’ kriterini karşılamadığına yönelik iddiası bakımından Mahkeme, Demirtaş’ın başvurusunun Anayasa Mahkemesi için karmaşık olduğunu, dokunulmazlığı kaldırılan Meclis üyelerinin tutukluluğunu konu alan davalar serisinin ilk örneklerinden olduğunu kaydeder. Buna ek olarak, Mahkeme, 2016’da ilan edilen olağanüstü hal ardından Anayasa Mahkemesi’nin ciddi iş yükünü göz önünde bulundurur. Demirtaş 17 Kasım 2016’da Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur. Anayasa Mahkemesi, 21 Aralık 2017’de kararını vermiştir. Her ne kadar bu 13 ay ve dört günlük süre, olağan bir bağlamda ‘hızlı’ olarak nitelendirilemese de, davanın özgün şartlarında değerlendirildiğinde 5/4. maddenin ihlalini teşkil etmediğine karar verilmiştir.

SEÇİLEN KİMSE MECLİSTE GÖREVİNİ YAPMALIDIR

Sözleşme’ye Ek Protokol Madde 3; Mahkeme, Meclisin seçilmiş bir üyesinin devam eden tutukluluğunun, onun parlamenter performansı üzerindeki etkisi açısından Ek Protokol madde 3 kapsamında bir başvuru ile ilk defa karşılaşmıştır.

Mahkeme yeniden hatırlatır ki serbest seçim hakkı, sadece genel seçimlerde yer almayı kapsamaz; seçilen kimse, Mecliste görevini yapabilmelidir.

SERBEST SEÇİM HAKKINA MÜDAHALE

Demirtaş, özgürlüğünden alıkonulduğu 4 Kasım 2016 tarihinden, görevinin sona erdiği 24 Haziran 2018 tarihine kadar, yasama faaliyetlerine katılamamıştır. Özgürlüğünden alıkonulması, Demirtaş’ı, parlamenter görevlerinin hiç birini yerine getiremez kılmıştır. Bu açıdan, serbest seçim hakkına müdahale gerçekleşmiştir. Tutuklamanın yerel mevzuata uygunluğu nedeniyle Mahkeme, müdahalenin, yasallık gereğini karşıladığını kabul eder. Madde 5/1 kapsamında varılan sonuçlar, müdahalenin, meşru bir amaç taşıdığını kabulü mümkün kılar. Bu meşru amaç, hakkındaki ceza yargılamasının sağlıklı şekilde yürütülmesini sağlamaktır.

Buna karşılık, Mahkeme kaydeder ki ne tutukluluk kararlarını veren mahkemeler, ne de Anayasa Mahkemesi, dengeyi kurarken, Demirtaş’ın sadece bir Meclis üyesi değil, fakat ülkenin siyasal muhalefetinin liderlerinden biri olduğu ve bu görevi yerine getirebilmenin yüksek düzeyde korumayı gerektirdiği gerçeğine eğilmemişlerdir. Dahası, kendisini bu kadar uzun süre tutmanın zorlayıcı nedenlerini ortaya koyamamışlardır.

TUTUKLAMA, MÜMKÜN OLDUĞU KADAR KISA TUTULMALIDIR

Mahkeme her zaman hatırlatır ki tutuklama, geçici bir tedbirdir ve mümkün olduğu kadar kısa tutulmalıdır. Bir insanın özgürlüğünden alıkonulması o kadar ağır bir tedbirdir ki, ancak, bundan daha az ağırlıkta tedbirlerin bireysel ve kamusal menfaatleri sağlamakta yetersiz kaldığı hallerde haklıdır. Bu anlayış, bir meclis üyesinin söz konusu olduğu hallerde a fortiori (evleviyetle) uygulanır. Anayasa Mahkemesi’nin azınlık görüşünü oluşturan yargıcın da işaret ettiği gibi, ulusal mahkemeler, tutuklamadan daha hafif bir tedbirin yetersiz kalacağını sistematik şekilde tekrarlamakta fakat bunun nedenini açıklamamaktadırlar. Oysa ulusal mevzuat, bu tür tedbirleri içermektedir.

Demirtaş, Meclis üyesi statüsünü korusa ve bu kapsamda, ücretini almaya devam etse de; özgürlüğünden alıkonulması nedeniyle Meclis faaliyetlerinde yer alamaması, kendisini seçen halkın görüşlerini özgür şekilde ifade etme, seçilme ve Meclis’te bulunma haklarına hukuksuz müdahaledir. Ek Protokol madde 3 ihlal edilmiştir.

YARGI MAKAMLARI, DEMİRTAŞ VE HDP’LİLERE KARŞI SERT TUTUM SERGİLEMEKTEDİR

Madde 5/3 ile bağlantılı şekilde Madde 18;  Demirtaş hakkında çeşitli cezai soruşturmalar senelerdir sürmekteyse de, dokunulmazlığının kaldırılması girişimini beraberinde getirecek olan ‘çözüm süreci’nin sona erdirilmesine kadar bu konuda kayda değer bir adım atılmamıştı.

Uluslararası gözlemcilerin rapor ve görüşleri ve özellikle de İnsan Hakları Komiseri’nin gözlemleri, Türkiye’de son yıllarda siyasal atmosferdeki gerilimin, ulusal mahkemelerin kararlarını etkileyebilecek bir ortam yarattığına, bunun özellikle de olağanüstü hal döneminde böyle olduğuna işaret etmektedir. Yargı makamları; Demirtaş’a ve HDP’li diğer vekillere ve seçilmiş belediye başkanlarına ve genel olarak farklı görüşleri ifade edenlere karşı sert tutum sergilemektedir.

Mahkeme gözlemlemektedir ki Demirtaş, kendisini, hak ihlallerinin bireysel mağduru olarak görmemektedir. Fakat siyasal muhalefetin liderlerinden biri olması nedeniyle özgürlüğünden alıkonulduğunu ifade etmektedir. Bu açıdan Mahkeme, tehdit altında olanın sadece Demirtaş’ın birey olarak temel hak ve özgürlükleri değil, fakat demokratik sistemin kendisi olduğunu düşünmektedir.

Demirtaş’ın, özellikle iki kritik seçim kampanyası (referandum ve cumhurbaşkanı seçimi kampanyaları) süresince alıkonulmasının, demokratik toplum anlayışının özünde yer alan çoğulculuğu boğmak ve siyasal tartışma özgürlüğünü sınırlamak baskın amacını taşıdığı, her türlü kuşkudan uzaktır. Madde 5/3 ile bağlantılı şekilde Madde 18 ihlal edilmiştir.

 DEMİRTAŞ’IN TUTUKLULUĞUNUN SONLANDIRILMASINA KARAR VERMİŞTİR

Madde 10; Varılan sonuçlar itibariyle Mahkeme, madde 10 kapsamında ayrı bir inceleme yapmayı gereksiz bulur. Madde 46;  Yüksek Sözleşmeci Taraflar, madde 46 doğrultusunda, tarafı oldukları her dava bakımından Mahkemenin son kararına riayet etmeyi taahhüt etmişlerdir.

Madde 46 kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getireceklerini seçmek, öncelikle taraf devletlerin kendilerine düşer (…) Bununla birlikte, Mahkeme, tespit edilen ihlalin niteliği bir tercihi mümkün kılmıyorsa, tek yöntemi işaret edebilir.

Demirtaş’ın tutukluluğunun her ne şekilde olursa olsun devamı, Sözleşme’nin 5/3 ve 18. maddelerinin ihlalini uzatacak ve taraf devletin, Mahkeme’nin kararına riayet yükümlülüğünün ihlaline neden olacaktır. Bu nedenle, Mahkeme, tutukluluğunun devamını haklı çıkartacak yeni delillerin ortaya çıkmaması halinde, sorumlu Devletin, Demirtaş’ın tutukluluğunu mümkün olan en kısa sürede sonlandırmasına karar vermiştir.

Tazminat (Madde 41); Mahkeme, Türkiye’nin, başvurucuya 10.000 Avro manevi tazminat; 15.000 Avro maddi tazminat ödemesine karar vermiştir."


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.