HDP, kayyım belediyelerinde sivil itaatsizliği yaygınlaştıracak

'Vatandaş su için para verdiğinde ve bu paralar ona buna hediye olarak gidiyorsa, yandaş müteahhitlere peşkeş çekiliyorsa, bu parayı niye verelim?'

HDP, kayyım belediyelerinde sivil itaatsizliği yaygınlaştıracak
28 Ağustos 2019 Çarşamba 12:27

banner255

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, kayyımlara karşı sivil itaatsizliği yaygınlaştıracaklarını belirterek, "Bizi yok sayanların, bize hiçbir şekilde yükümlülük çıkarma hakları yoktur. Dolayısıyla yok belediye vergisiymiş, yok su faturasıymış, yok şuymuş yok buymuş. Bunlara rıza göstermek zorunda değiliz" dedi.
 
HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli,  Mezopotamya Ajansı'ndan Selman Güzelyüz'ün sorularını cevapladı.

- PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın 'çözüme hazırım' çağrısından sonra, siyasi iktidar kayyım kararı aldı. Hükümetin bu kararı ve zamanlaması ne anlama geliyor?

Türkiye bu fotoğrafı çok net olarak görmeye başladı. Çözümden yana olanları ve çözüm karşısında duranları. Savaştan yana olanlar, barıştan yana olanlar, demokrasiden yana olanlar, darbeden yana olanlar… Bu çok net ortaya çıkmış durumda. Sayın Öcalan'ın gönderdiği mesaj çok önemli bir mesaj. Aslında bugüne kadar gönderdiği mesajlar, 2013'ten bu güne kadar olan açıklamalarını okuduğunuzda, sizlere Türkiye fotoğrafı veriyor. Nedir bu fotoğraf? Toplumsal barışını var etmiş, eşit yurttaşlık temelinde bir araya gelinmiş model önerisinde bulunuyor. Diğer taraftan bunu görmezden gelenler işte Dolmabahçe'de masayı devirenler, ülkeye savaşı dayatanlar, her gün ve her gün demokrasiyi, demokratik siyaseti tasfiye eden, şiddeti dayatan bir noktaya doğru gidiyor. En son kayyum atamalarında bunu gördük. Yani bir yerde demokrasi aklı, bir yerde kayyum aklı, bir yerde savaş aklı, bir yerde barış aklı… Her yerde sorun fışkırıyor. Barışa dair hamle değil de savaş politikası izlerseniz o savaşın ateşten çemberi her yeri sarıp sarmalar. O yüzden Öcalan'ın çağrısı kıymetlidir.

- Sizin 'gaspçı uygulama' olarak tanımladığınız bu kayyım uygulamaları ile İmralı'da süreklilik kazanan tecrit arasında bir ilişkisi var mıdır? Varsa bunu nasıl açıklıyorsunuz?

Hukuk devleti ortadan kalkmışsa, hukuk mekanizması çalışmıyorsa, darbe mekanizması çalışır. Bu çok açık. Gasp yapabilmeniz için, bu türden bir yasadışılığı yapabilmeniz için hukukun tasfiye edilmesi lazım. Ortada hukuk yok. Peki, hukukun olmadığı yerde hangi fotoğrafı görüyoruz. Tecrit fotoğrafı görüyoruz. O yüzden biz açlık grevi döneminde dedik ki; tecrit sadece İmralı ile sınırlı değildir. Tecrit tüm ülkeye uygulanıyor. Tecrit bu ülkedeki Kürt sorununun çözümsüz kalmasına sebep oluyor. Kürt sorunu çözümsüz kaldığı yerde, hukuk dışına çok rahat çıkılabiliyor. Hukuk dışına çok rahat çıkanlar işte kayyumlar eli ile bu uygulamaları çok rahat yapabiliyorlar.

- Kayyım kararını ilk kutlayan Bahçeli ve Perinçek oldu. 5 gün sonra Erdoğan da savundu. AKP-MHP-Ergenekon ittifakından söz ediliyor. Bu ittifakın Türkiye'yi götüreceği yer neresidir?

Kayyım uygulaması bir siyasi erkin kendisini inkârıdır. Kayyım sandığın tasfiyesidir. Sandığın tasfiyesini kutlayanlar, aslında kendilerini de tasfiye etmişlerdir. İktidara ve Cumhurbaşkanına bir kez daha çağrı yapıyoruz. Bir an önce bu karardan dönülmeli. Kayyım uygulaması bir siyasi erkin kendisini inkârıdır. Neden? Çünkü siyasi partiler vardır, siyasi partiler halkın beklentilerini, taleplerini ve onların siyasete katılımları ile organik bağlar kurarlar ve seçimler aracılığıyla yönetime gelerek, aslında halkla buluştukları fikirlerin hayata geçirmek için mücadele ederler. Tüm bunlarda birinci basamak sandık meselesidir. Yani 'sandıkla geldim sandıkla gideceğim.' Kayyım sandığın tasfiyesidir. Sandığın tasfiyesini kutlayanlar, aslında kendilerini de tasfiye etmişlerdir. Öyle de olmuştur. Bugün siyasetten aslında tasfiye olmuşlar ve siyasetsiz kaldıkları için ellerinden gelen baskı, zülüm ve şiddeti dayatıyorlar. Bunu çok net belirlemek gerekiyor. Bugün karşı karşıya olduğumuz budur. Bu Türkiye halkları tarafından büyük tepki ile karşılanmıştır. Kayyımla yönetmek suçtur, hatadır. İktidara ve Cumhurbaşkanına bir kez daha çağrı yapıyoruz. Bir an önce bu karardan dönülmeli, eş başkanlarımız görevlerine dönmelidir. Belediye başkanlarımıza İftira atarak, halka yanlış bilgiler vererek algı operasyonları ile bu konuda ısrar etmek, Türkiye'yi büyük bir felakete götürür. Aslında bir felaket tünelinin içindeyiz. Çıkış var ama ısrarla Türkiye'yi bu tünelin içinde tutmaya çalışıyorlar. Bu tünelden çıkmalıyız. Bu felaket, bu korku tünelinde çıkmalıyız.

- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun kayyımlara ilişkin ilk açıklaması 'Bizim devlet olarak görevimiz budur' şeklinde olmuştu. Bu açıklamanın bir alt metni olduğunu düşündünüz mü?

İçişleri Bakanı devlet nedir, hukuk devleti nedir, anayasal devlet nedir, bu konularda tahminimce bilgi sahibi değil. Çünkü onun devletten ne anladığı ortaya koyduğu icraatla ortaya çıkıyor. Devlet dediğin toplumun kolektif aklına göre kendisini yapılandırmış kurumlar bütünüdür. Dolayısıyla birisi herhangi bir kurumun başına geçtiği zaman, keyfi bir şekilde devleti temsil edemez. Buradaki kayyım ataması yasa dışı ve keyfi bir uygulamadır. Devletin görevi değildir. Devlet hukuk devleti olmalıdır, devlet anayasa devleti olmalıdır. Şimdi 12 Eylül Anayasası'nı bile ihlal eden biri bu devletin görevidir demek, aslında devlet dersinden sınıftan kalmak demektir.  Bu uygulamalar aklını yitirmiş bir yapının ortaya koymuş olduğu bir sorundur.

- Kayyımlara karşı kesintisiz eylemleriniz şu an itibariyle oturma eylemi ve basın açıklamaları şeklinde sürüyor. Eylemleriniz nasıl devam edecek?

İlk günden beri halk ile birlikte tepkimizi ortaya koyduk. Halk öfkeli ve tepkili. Demokratik siyaset zemininde en temel haklarını sonuna kadar savunmaktan kararlı. Dolayısıyla kayyumlar gidene kadar da bu haklı tepkisini açık şekilde ortaya koyarak sokağına, mahallesine sahip çıkacak. Halk bu tepkisini çok net bir şekilde ortaya koymuş durumda. Sadece Amed'de, Van'da ,Mardin'de değil, bu tepki Türkiye'nin her yerinde ortaya konmalı. Kayyım sadece HDP'ye atanmış değildir, kayyım bizim haklarımızı gasp etmenin ötesinde Türkiye'yi kayyumlaştırma girişiminin ilk hamlesidir. Kayyımsız yönetemiyorlar. Hatta cumhurbaşkanı çıkıp Ankara ve İstanbul'u da tehdit etti. O zaman herkes kayyıma karşı inisiyatif almalı ve iradesini ortaya koymalı.

Belediye vergisiymiş, yok su faturasıymış, yok şuymuş buymuş bunlara rıza göstermek zorunda değiliz. Bu talancılara, bu gaspçılara kaynak aktarmak zorunda değiliz. En meşru haklarımız sonuna kadar kullanmaya devam edeceğiz. Büyük bir dayanışmayla tepkimiz her gün sokaklarda olacak. Sesimiz her gün daha artarak çıkacak.

Amed’de söyledim. Hepimiz birer Gandi'yiz dedim. Dolayısıyla tüm yaratıcılığımız ile elimizden gelen tüm güçle meşru zeminleri asla terk etmeden tepkimizi ortaya koyacağız. İrademize bir saldırı mı var, irademizi sahipleneceğiz, belediyeler belediye binası demek değildir. Belediye dediğimiz şey mahalledir, sokaktır, köydür. Kayyımla, bu akılla asla bir ilişkiye geçmeyeceğiz. Dolayısıyla bizi yok sayanlara karşı, biz de onları yok sayacağız. Yaşamımızın içine hiçbir şekilde dâhil etmeyeceğiz. Bize hiçbir şekilde yükümlülük çıkarma hakları yoktur. Çünkü bizi temsil etmiyorlar. Onun için bize bir yükümlülük dayattıklarında o yükümlülüğü yerine getirmek zorunda değiliz. Dolayısıyla yok belediye vergisiymiş, yok su faturasıymış, yok şuymuş buymuş bunlara rıza göstermek zorunda değiliz. Çünkü kayyım bizim irademiz değildir. Kaldı ki halkın kaynaklarına ne yaptıkları da gün gibi ortadadır. Dolayısıyla biz bu talancılara, bu gaspçılara kaynak aktarmak zorunda değiliz. En meşru haklarımız sonuna kadar kullanmaya devam edeceğiz. Büyük bir dayanışmayla tepkimiz her gün sokaklarda olacak. Sesimiz her gün daha artarak çıkacak. Her türlü tepki ile kayyımları yeniden süpürüp atacağız. Yani eylem biçimimiz oturma eylemi ve basın açıklamaları şekli ile kalmayacak.

- Bir yurttaş sivil itaatsizlik kapsamında kendisine gelen su faturasını ödemediğinde ve bir yaptırıma maruz kaldığında ne yapacaksınız?

Kimin suyunu kimden kesiyor. Bu bizim hakkımız. Şimdi vatandaş su parası verdiğinde bunun kendisine bir hizmet olarak döneceğinden emin değilse, neden versin bu parayı. Su için para vermenize gerek yok ki. Su zaten akıyor. Bu vatandaşın hakkı. Vatandaş bu su için para verdiğinde ve bu paralar ona buna hediye olarak gidiyorsa, bu paralar yandaş müteahhitlere peşkeş çekiliyorsa, bu paralar çarçur ediliyorsa bu parayı niye verelim? Su zaten bizim ve akıyor. Biz bu akan suya niye para veriyoruz. Bize hizmet olarak dönsün diye. E bize hizmet olarak dönmüyorsa! Su zaten bizim suyumuz. Otobüs zaten bizim paralarımız ile alınmış. Dolayısıyla bunu iyi kavramak lazım. Biz bir bütçeye katkı yapıyoruz. Yani bu bütçeyi halk oluşturuyor. Halk bu bütçeyi niye oluşturuyor işte yerel kamu hizmetleri sağlansın, halkın ihtiyaçları giderilsin diye. Kayyım döneminde tüm bütçeyi çalıp çırpmışlar. Bu üç büyük şehirde geçen kayyum döneminde üç milyarda fazla halkı borçlandırmışlar. Şimdi bizi temsil etmeyen, halka hizmet etmeyen hiçbir şeye kaynak aktarmak zorunda değiliz.

- 31 Mart ve 23 Haziran'da oluşan muhalefet ortaklığının Demokrasi İttifakı'na dönüşebilir bir niteliği var mı? 

Evet var. Dolayısıyla herkes cesur olmalı, herkes kaygılarından kurtulmalı. Demokrasi İttifakı olma iddiasında olan herkes ön argılarında,n kaygılarından kendisini kurtarmalıdır. Hem Türkiye’nin sorunlarına çözüm üreten bir yerde, hem bölgenin sorunlarına çözüm üreten bir yerde kendini konumlandırmalıdır. Siyaset ancak o zaman üretilir. Bakın Türkiye’nin ne dış politikada siyaset ürettiğini söyleyebiliriz, ne içi politikada, ne ekonomide ne de toplumsal sorunlarda ne kültürel sorunlarda. Her yerde bir tükenmişlik, her yerde bir çürüme, her yerde bir yıkım ile karşı karşıyız. Şimdi tüm bu meseleleri çözme iradesini ortaya koymak için kendimizi kaygılardan kurtararak, bu ortaya çıkmış olan toplumun beklentileri ile oluşmuş bu zeminde yer almalıyız. 31 Mart bu anlamı ile bizim harekete geçirdiğimiz bir zemindir. Bu zeminde ısrar etmek gerekiyor. Bunu bir seçim meselesi olarak değil, bunu büyük bir dönüşümün en önemli başlangıcı olarak kabul etmek gerekiyor.

- Sizin de içinde yer aldığınız bir heyetle CHP'yi ziyaret ettiniz. Yine ziyaretinizden sonra CHP kayyımlara ilişkin bir açıklama yaptı. Temaslarınızın niteliğini nedir?

Her şeyden önce bu zeminde tutunmak, bu zeminde bir dayanışma sergilemek, toplumun beklentilerine göre bir siyaset üretmek çok çok önemlidir. Biz üzerimize düşen sorumluluk gereği hem bu görüşmeleri gerçekleştiriyoruz, hem bu konuda eylem ve etkinliklerimizle tüm toplumla buluşup toplumun tüm kesimlerinin inisiyatif almalarını istiyoruz. Önemli bir deneyimimiz var. Önemli bir mücadele tarihinden geliyoruz. Çok güçlü bir halk iradesi arkamızda hatta önümüzde. Kürt halkının bunca süre ortaya koymuş olduğu irade. Tüm bunları çok iyi değerlendirerek hareket ediyoruz. Herhangi bir partiye şunu yap, bunu yap demiyoruz. Ama bu karşılaşmalar, bu buluşmalar, bu diyaloglar önemlidir. Cumhuriyet Halk Partisi'ne de bu anlamıyla baktığımızda düne göre daha ileridedir. Ben umuyorum hem CHP, hem toplumsal muhalefet hem de diğer siyasi partiler çok sağlıklı adımlar atacaklardır diye düşünüyorum. Önemli dersler çıkardık çünkü. Çok uzağa gitmeyelim Anayasa referandumunda 'hayır Meclisleri' ile başlayan bu hamlemiz şimdi çok daha fazla karşılığını alıyor.

- Muhalefetin tepkileri yeterli mi size göre?

Türkiye'de ana muhalefet partisi biziz. Muhalefet partileri de bizimle ilişkiye geçerek, niteliksel sıçrama anlamında önemli adımlar atacaklardır. Bundan umutluyuz ama bugünden yeterlidir demek tabii ki mümkün değil.

- Kitlenizin çok büyük bir bölümünün 'HDP, İstanbul seçimlerinde CHP'nin adayı olan Ekrem İmamoğlu'na seçimi kazandırmak için seferberlik ilan etti ancak CHP, kayyım atanan belediyelere ilişkin sadece açıklama yaptı' şeklinde bir eleştirisi var. Seçmenlerinize bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bu faşist bloğu durdurmak ve geriletmek istiyorsak, mücadele anlayışını hayata geçirmemiz gerekiyordu. Geçirdik, durdurduk, gerilettik şimdi de hep birlikte faşizmi yıkacağız ve Türkiye’yi demokratikleştireceğiz. Hiçbir şeyi HDP ile kıyaslamamak lazım. Kıyaslarsanız hayal kırıklığı yaşarsınız. Ama önemli olan HDP’nin açtığı yolu ve HDP’nin gücünü görmek. Bu mücadelede kararlı olmak. Biz herhangi bir partinin adayı kazansın diye mücadele vermedik. Bu yolu açmak için mücadele verdik ve bunu da başardık. Bugün atanan üç kayyum ve bu saldırıların sebebi açtığımız bu üçüncü yoldur. Yoksa İstanbul’u İzmir’i Ankara’yı CHP kazandı diye değil. Eğer bu faşist bloğu durdurmak ve geriletmek istiyorsak, bu mücadele anlayışını hayata geçirmemiz gerekiyordu. Geçirdik, durdurduk, gerilettik şimdi de hep birlikte faşizmi yıkacağız ve Türkiye’yi demokratikleştireceğiz.

- Mardin'e ikinci kez kayyım olarak atanan Vali Mustafa Yaman’ın, ilk kayyımlığı döneminde belediye bütçesinden bazı bakanlara gümüşçüden 600 bin liralık hediye alınmasına yönelik tartışmalar... Süleyman Soylu hediye almadığını iddia etti. Sizin bu konuya dair paylaşacağınız bir şey var mıdır? 
 
Şimdi gelene gidene hediye almışlar kuyumcuda. Bol bol yemek yemişler. Ama ne yemişler öyle böyle değil. Seyahatler falan. İnanılmaz bir talan. Hizmet üretmemiş, müteahhitlere sınırsız kaynak sağlamış. Sadece Mardin değil tüm kayyumlarda var. Mardin bu konularda başı çekmiş. Sanırım devlet heyetleri o yüzden sık sık Mardin’e gitmişler. Şimdi bu hediyeler verildiyse eğer, bu hediyeler niye verildi ve bu hediyeler nerede? Yok hediyeler verilmediyse durum daha da vahim. Devletin bakanlığına, cumhurbaşkanlığına bu hediyeler verilmeyip onların adına bir yolsuzluk yapılmış demek oluyor. İşte bu daha vahim bir durum. Bu benim bildiğim cumhuriyet tarihinde hiç rastlanmamış bir tablo. Şimdi alınan şeyin bir muhasebe kaydı var değil mi.. Şimdi bakan diyorsa ki ‘ben hediye almadım’ Aman ya rabbim bu daha kötü. Bu felaket bir durum. Yani bakanı işin içine karıştırdıkları bir naylon fatura işi dönmüş demektir. İçişleri bakanı diyor ki ‘Ben sadece bir iftara gittim.’ Şimdi gidin o iftar faturasına bakın, tüm Mardin iftar yapsa o kadar yiyemez. Yani her şeyi ile çok ciddi bir suç var. İncelenmelidir. Peki, bu nasıl bir devlettir ki bunca suç ortadayken o valiyi görevden almamış, almamakla kalmamış o valiyi yeniden kayyum olarak atamış. Zaten kayyum ataması yasalarda şey değil ama bundan ısrar etmek aklımızın alacağı bir şey değildir.


Kaynak: Artı Gerçek

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.