Psikolog Şenol: Cinsel şiddetin kaynağı iktidar olma anlayışıdır

Kadına yönelik şiddet türleri arasında bulunan cinsel şiddetin önemli bir yer tutmasına rağmen Türkiye’de görmezden gelindiğinin altını çizen Psikolog Zekiye Şenol, “Cinsel şiddetin en büyük kaynağı, iktidar olma anlayışıdır” diyerek cinsel şiddete maruz kalan kadınlara, “cesaretli olun” çağrısı yaptı.

Psikolog Şenol: Cinsel şiddetin kaynağı iktidar olma anlayışıdır
19 Kasım 2018 Pazartesi 11:40

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nda kadına yönelik cinsel ve psikolojik şiddet üzerine yıllarca çalıştıktan sonra emekli olan ve halen Eşit Haklar İçin İzleme Derneği Yönetim Kurulu Başkanlığı yapan Psikolog Zekiye Şenol, cinsel şiddetin en olduğu, cinsel şiddete maruz kalınca ne yapılması gerektiği ve bununla mücadele etme yöntemlerine dikkat çekti. 

‘KADINA YÖNELİK ŞİDDET ARKEOLOJİK BULGULARDA’

Şenol, toplumda kadına yönelik cinsel ve psikolojik şiddetin yeterince konuşulup tartışılmadığını ve buna yönelik geliştirilen politikaların da zayıf olduğunu söyledi. Kadına yönelik her türlü şiddetin tarihte çok eski dönemlere dayandığını kaydeden Şenol, şöyle devam etti: “Günümüzden 3 bin yıl kadar önce bile kadına yönelik şiddet vardı. Yapılan arkeolojik bulgularda, kadın kemiklerinde erkek kemiklerine oranla çok daha yüksek oranda kırıklara; yani dışarıdan darbe şeklinde öldürülmüş kemiklere rastlanıyor. Bu durum, dünyanın her yerinde mevcut ve hala günümüzde de devam ediyor. Kadına yönelik şiddetle mücadele çalışmaları 1800 sonunda 1900’lerin başında Amerika ve Avrupa’da başlıyor. Günümüzdeki tarihler daha yenidir. 50-60 yıllık bir tarihte, kadın hareketlerinin başlamasıyla kadına yönelik şiddet üzerine çalışılmaya başlandı.”  

CİNSEL ŞİDDET NEDİR?

Şiddetin en önemli türleri arasında cinsel şiddetin bulunduğunu dile getiren Şenol, bu şiddet türünün mağdurlarının yine kadınlar olduğunu belirtti. Şenol, cinsel şiddetin neleri kapsadığına dair şunları söyledi: “Cinsel şiddet; cinselliği kontrol etmek, denetlemek, küçük düşürmek aşağılamak ve cezalandırmak amacıyla yapılır. Bu; kadının eşi olabilir, partneri, babası ya da erkek akrabaları olabilir. Yani cinsel şiddet sadece eşten ya da partnerden gelmez. Cinsel şiddete maruz kalan erkekler de var; ama bunu da genellikle erkek erkeğe yapabiliyor. Çocuğa yönelik istismarı da cinsel şiddet olarak sınıflandırabiliriz. Çünkü bu cinsel şiddettir, saldırıdır. Bir bebeğin hamilelik döneminde kız çocuk ise kürtaja zorlanması hem kız çocuğuna hem de anneye yönelik cinsel şiddettir. Ama en başta tecavüz etmek, sözle veya fiziksel olarak taciz etmek, istemediği cinsel pozisyonlara zorlamak, reddetmeyi umursamamak, rızası olmadığı halde canını yakacak şekilde cinsel ilişkide bulunmak, kadına ilaç, alkol, uyuşturucu kullandırarak ilişkiye zorlamak, istemediği yerlerde ilişkiye zorlamak, istemediği şekilde dokunmak durumlarını cinsel şiddet olarak kabul ediyoruz. Seks işçiliğine zorlamak, cinselliği erkeğin kendi ihtiyaç ve zevklerine göre yaşaması, bunların hepsi cinsel şiddettir. Cinsel kölelik, zorla kısırlaştırmak veya düşük yapmaya zorlamak da cinsel şiddet içerisinde bulunan türlerdir.”  

‘KADINLAR CİNSEL ŞİDDETİ AÇIKLAMIYOR’

Cinsel şiddetin olduğu her yerde, psikolojik veya fiziksel şiddetin de olduğunun altını çizen Şenol, kadınların genellikle bu şiddet türünü yaşadığının farkına varamadıklarını dile getirdi. Cinsel şiddetin “yatak odasıyla” sınırlı olmadığına vurgu yapan Şenol, bu şiddet türünü yaratan toplumsal kodların önemli olduğunu kaydetti. Cinsel şiddet mağduru kadınlarla yaptığı görüşmelerde kadınların bunu kolay kolay açıklamadığını belirten Şenol, “Kadın, mahkemeye başvurduğunda fiziksel şiddeti kırıklar, morluklar ne varsa gider belgeler; ama cinsel şiddete uğradığını söylemezdi. Biz onlarla yaptığımız görüşmeler sonucunda tespit ederdik. Kadınlar bize, ‘lütfen kimse bilmesin açıklamayın kimseye bildirmeyin’ şeklinde uyarılar verirdi. Yani; cinsel şiddet çok yaygın onu belirtmek gerekiyor. Aslında birçok kadın cinsel şiddette maruz kaldığının farkında bile değil. Özellikle; evli kadınlarda eğitim, sosyo-ekonomik düzeyi daha düşükse ve yetiştirildiği kültürel yapısı itibariyle kadının yetiştirilme tarzını etkilemişse kadın bunun cinsel şiddet olduğunu anlamayabilir. Cinsel şiddet mağduru birçok kadınla yaptığımız görüşmelerde, cinsel ilişkinin karşılıklı iletişim ve etkileyişimle gelişen özel bir duygu durumu olduğunun farkında bile değildi” ifadelerini kullandı. 

‘KADIN HAREKETİNİN ÖNÜNDE DURAN ENGELLER VAR’

Cinsel şiddetin tüm toplumlarda var olabileceğini söyleyen Şenol, ülkelerin bu şiddet türüyle mücadele yöntemlerinin önemine vurgu yaptı. Türkiye’de şiddetin daha çok görmezden gelindiğinin altını çizen Şenol, şu noktalara vurgu yaptı: “Bizim ülkemizde cinsel şiddet görmezden gelinir. En büyük sorunlarımızdan birisi de budur. Bir diğeri ise dini sorunlardır. Örneğin; Arap ülkelerinde birçok kadın tecavüze uğradığı zaman cezalandırılan oluyor. Belli bölgelerde kadın tecavüze uğradığı zaman öldürülmese bile toplumdan dışlanır ve seks işçiliğine gidiş olarak kabul edilir. Toplumsal kabul ile çok alakalıdır. Örneğin; kadın cinsel şiddete maruz kaldığını anlattığı andan itibaren, kadının kılığı kıyafetinden, alkollü olup olmamasından gece geç dışarıya çıkmasına kadar bir sürü şeyi sorgulanıyor. Son zamanlarda basına çok fazla yansıdığı için biliyoruz ki sürekli , ‘kadın ne yaptı?’ diye konuşuluyor. Oysa konuşmamız gereken nokta burası değildir. Aldığı aile terbiyesinin onu cinsel şiddet görmeyi hak ettiği üzerinden konuşulur. Bu toplumsal kabul ifadeleridir. Bununla mücadele etmek gerekiyor. Kadın hareketinin önündeki en büyük engeller arasında devletin yaklaşımıysa bir diğeri de toplumsal yapıdır. O yüzden önümüzde oldukça zorlu ve hayli uzun bir yol duruyor.”  

‘ERKEK GÜCÜNÜ GÖSTEREBİLDİĞİNE TECAVÜZ EDİYOR’

Kadına yönelik cinsel şiddet alanında devletin resmi çalışanlarının yaklaşımlarına dikkat çeken Şenol, “Bu alanda çalışan bir sürü profesyoneller var. Bir tanesi polistir, biri jandarma, hakim, savcı ya da kadının gittiği sığınma evlerindekilerdir. Devletin içinde çalışan profesyoneller bile, sığınaklara gelen kadınları hiç hoş karşılamazlar. Herkes için söylemiyorum; ama bir şekilde bu tip personellerin bulunması bile devletin bakış açısıdır. Buna asla izin verilmemesi gerekiyor. Hakimin, polisin, savcının davranışı bunları ortaya koyar. Bir kız çocuğu için mahkemenin ‘göğsü bulunmadığı için şehvet oluşturmaz’ şeklinde bir kararı vardı. Aslında bu tarz insanların karar alma mekanizmalarında bulunması, kadınlar için doğrudan bir tehdit oluşturuyor. ‘Yaşlı bir kadının nesine tecavüz edilir?’ deniliyor. Oysa orada bir iktidar ilişkisi bulunuyor. Erkek gücünü gösterebildiğine tecavüz ediyor.  Hayvana da tecavüz ediyor. Cinsel şiddetin en büyük kaynağı, iktidar olma anlayışı ve toplumda kabul ediliyor olmasıdır. Yine cezasızlığın etkin olması, cinsel şiddet üzerinde önemli faktörlerdir” ifadelerini kullandı. 

‘POLİTİKALAR GERİYE GİDİYOR’

Şenol, yargıda “münferit” olarak söylenen olayların böyle olmadığına dikkat çekerek, münferit olarak isimlendiren olayların kadına yönelik şiddetin üstünü örtmenin yolu olduğunu söyledi. Şenol sözlerini şöyle sürdürdü: “1800’lü yıllarda bile İngiltere’de kadına yönelik şiddetin sınırları belirlenmiş. İşaret parmağından daha kalın olan bir şeyle kocanın karısını, babanın kızını dövemeyeceği belirtilmiş.  Bundan daha kalın bir sopayla dövenler için suçun yasal zemini çizilmiştir. Ama bugün gelinen noktada baktığımız zaman, kadına yönelik cinsel şiddet konusunda adalet sisteminin nasıl çalıştığı ve buna maruz kalan kadınların toplumda dışlanıp dışlanmadığı meselesi hala önümüzde duruyor.  Bizdeki en büyük sorun, toplumsal dışlamadır. Çok iyi bir yargıç çıkıp iyi bir karar da verebilir; ama sonrasında toplum kadını kolay kabul etmiyor. Kadınların şiddet konusunda adalet sistemine inançları oldukça düşüktür. Kadınlar, son noktaya kadar karakola gitmezler. Şiddete maruz kaldığında gidip yargıya başvuran kadın sayısı çok azdır. Batıdaki kadınların durumu burada fark ediliyor. Orada kadınlar yüreklendiriliyor. Buna yönelik politikalar yapılıyor. Maalesef ülkemizde bu tür politikalar hep geriye gidiyor.”

‘CİNSİYETİNDEN DOLAYI ÖLDÜRÜLEN KIZ ÇOCUKLARI’

Türkiye’de cinsiyetinden dolayı kız çocuklarının öldürülmediği söyleminin gerçekçi olmadığını ifade eden Şenol, intihara sürüklenen kız çocuklarının altında yatan gerçek nedenlerinin araştırılması gerektiğine işaret etti. Bunların ölüm değil, cinayet olduğunu söyleyen Şenol, “Evet, cinsiyetinden dolayı öldürülen kız çocukları konusunu tespit edemiyoruz. Bence önce bir sorunu doğru tespitle ortaya koymak gerekiyor. Şiddet olarak kayıtlara girmediyse ya da bir bebek öldü; ama cinsiyetinden dolayı öldürülüp öldürülmediği araştırılmıyorsa biz nereden bilelim bunun sıradan bir ölüm olduğunu? Oysa bir sürü kız çocuğu intihara zorlanıyor; ama bunlar intihar diye kayıtlara geçiyor. Bunlar cinayettir. Hatta biraz daha altı deşilirse cinsel istismar olgusuna rastlanır diye konuştu. 

Cinsel şiddete maruz kalan kadınlara “cesaretli olunçağrısı yapan Şenol, kadınların, sahada çalışan kadınlara daha fazla başvurması gerektiğini söyledi. Cinsel şiddet konusunda derin araştırmalara ihtiyaç duyulduğunu da ifade eden Şenol, kadın örgütlerinin, bir kadının kıyafetinden dolayı uğradığı saldırıyı, topluma cinsel şiddet olarak vermeleri gerektiğinin altını çizdi. 

MA / Nimet Ölmez 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.