Osman Baydemir: Rojava-Başur işgali, maskesi düşen Ankara-Tahran rejiminin Kobane intikamıdır

Osman Baydemir, bölgedeki gerilimi ve Türkiye'nin operasyonunu değerlendirdi.

Osman Baydemir: Rojava-Başur işgali, maskesi düşen Ankara-Tahran rejiminin Kobane intikamıdır
29 Haziran 2021 Salı 23:53

Türkiye'nin Kürdistan Federe Bölgesi'ne yönelik operasyonlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Osman Baydemir, "Rojava-Başur işgali, maskesi düşen Ankara-Tahran rejiminin Kobane intikamıdır" dedi.

Diyarbakır eski Belediye Başkanı ve HDP Milletvekili Osman Baydemir, Türkiye'nin operasyonlarını ve bölgedeki gerginliği değerlendirdi. Operasyonların 'kalıcı bir işgal planı' dışında 'Güney Kürdistan'ın istikrarsızlaştırılma politikası' güdüldüğünü belirten Baydemir, "Rojava-Başur işgali, maskesi düşen Ankara-Tahran rejiminin Kobane intikamıdır" değerlendirmesinde bulundu.

'ANKARA-TAHRAN REJİMİNİN KOBANE İNTİKAMIDIR'

Yeni Yaşam'dan Hüseyin Kalkan'ın sorularını yanıtlayan Baydemir, operasyonlara ilişkin şunları söyledi:

"Klasik bir askeri operasyonla sınırlı değildir. Bu, kalıcı bir işgal planının adım adım uygulama operasyonudur. Aynı zamanda Güney Kürdistan’ı istikrarsızlaştırma ve kendi içinde bölünmeye kadar götürecek sinsi bir plandır. Bunu biraz açmak gerektiğine inanıyorum: 2014’ü unutmamak gerek. Kobane IŞİD saldırısı ile kuşatılmıştı, her gün ölüm ve sivil katliam haberleri geliyordu. Ankara, sahada çeşitli araçlarla IŞİD’e lojistik destek veriyordu ve “Kobane düştü düşecek” beklentisi en üst ağızdan dillendiriliyordu. Ancak tarihin hiçbir aşamasında gerçekleşmeyen ve Ankara’yı, Tahran’ı öfkelendiren bir inanılmaz gerçekleşmişti. YPG-Peşmerge ve tüm Kürdistan’dan Kürt halkının evlatları kol kola, göğüslerini siper edercesine Kobane’yi, IŞİD barbarlığına karşı korumayı başardı, Kobane düşmedi. Lakin Kürt halkının ve dostlarının ortak savunması, Kürtlere düşmanlık edenlerin maskesini düşürmüştü... İşte Rojava-Başur işgali, maskesi düşen Ankara-Tahran rejiminin Kobane intikamıdır. Çünkü Kobane savunmasında peşmergenin yer almasının yarattığı ulusal bilinç ve özgüven, bu son operasyonlarla yerle yeksan edilmek istenmektedir.

Çok basit bir denklemle açmak gerekirse; Türkiye hangi saikle Rojava’yı işgal ettiyse, bugün aynı saikle Güney Kürdistan’dadır. Bu, tereddütsüz bir işgaldir ve uluslararası hukuka göre de gayri hukukidir, gayri meşrudur. AKP-MHP-Ergenekon-Mafya Paktı'ndan oluşan Ankara rejiminin “Kürtler asla statü sahibi olmasın” politikasının devamıdır.

İşgalin gerekçesi olarak orada PKK’nin varlığını göstermek bir bahanedir. Asıl amaç, orta ve uzun vadede Kürdistan kazanımlarının aşamalı olarak ortadan kaldırılmasıdır. Ankara-Tahran rejimlerinin işbirliği ile Rojava’yı da kapsayan bir projenin devreye girmesidir. Zira Kürtlerin siyasi statüsünü kendilerinin “beka” sorunu olarak gören bu rejimler, Kürdistan’ın her bir santiminde zor aygıtlarını ve Kürdü Kürde kırdırtma politikalarını devreye koymuş bulunuyorlar."

'GÜNEY KÜRDİSTAN'I İSTİKRARSIZLAŞTIRMA HEDEFİ'

Baydemir, operasyonlarla Türkiye'nin neyi hedeflediği yönündeki soruya ise, "Güney'deki operasyonun temel amacının, Kürdü Kürde kırdırtma olduğu açıktır. Güney Kürdistan’ı istikrarsızlaştırma ve Kürt halkının tüm kazanımlarını yok etme hedeflidir" şeklinde yanıt verdi. Baydemir, şunları kaydetti:

"İçeride ve dışarıda meşruluğunu yitirmiş olan Ankara rejimi hem içeride hem de dışarıda varlığını inşa ettiği krizlerle uzatmak, sürdürülebilir kılmak istiyor. Militaristleştirilmiş faşizmle kitleleri peşinden sürüklemek için elverişli daimi düşman politikaları devreye konularak, “bölücülük ve beka” tehdidi etkili bir argüman olarak piyasa sürülüyor. Yeni rejimin gerçekleri altüst etme aracı olarak kullandığı basın, her zamankinden daha fazla yalan haber üretmekte ve böylelikle menfaat çevrelerinde yoğun alıcı bulan bu argüman, içeride ve dışarıda her türlü hukuksuzluk ve vicdansızlığa kitle desteğini de sağlamış oluyor. İşlenen savaş suçlarında uygulanan cezasızlık politikası, her daim ellerinin altında sayısız katili ve potansiyel katilleri de bulunduruyor.

Dolayısıyla Güney'deki operasyonun temel amacının, Kürdü Kürde kırdırtma olduğu açıktır. Güney Kürdistan’ı istikrarsızlaştırma ve Kürt halkının tüm kazanımlarını yok etme hedeflidir.

Operasyon, Ankara ve Tahran’ın karanlık dehlizlerinde hazırlanmış işbirliği ve iş bölümü ile devrededir. Ankara rejiminin PKK gerekçesi uluslararası tepkiyi sınırlama ve Güney Hükümeti üzerinde baskı oluşturma bahanesinden ibarettir. Esas hedef, Şengal-Musul ve Kerkük’ü de kapsayan yayılmacı politikadır."

"Kürtleri bekleyen tehlike ve durumun ciddiyetini kavramak, ulusal ve uluslararası duyarlılığı artırmak gerekir. Zira operasyona uluslararası güçlerin sessizliği de hayra alamet değildir" diyen Baydemir, "BM ve NATO nezdindeki Güney Kürdistan parti ve otoritelerinin girişimlerinin Kürdistan kamuoyunda kıymetli olacağı ve etkili sonuçlar doğuracağı kanaatindeyim. Aynı şekilde Irak Cumhurbaşkanı sayın Berhem Salih’in tutumu tarihe önemli bir not olarak düşecektir. Tahran-Ankara 'şer' politikasının temel amaçlarından biri olan gerilla ve peşmerge güçlerinin karşı karşıya gelmesini engellemek, boşa çıkarmak, bırakujiyi önlemek, herkesin temel yurtseverlik görevi olmalıdır" değerlendirmesinde bulundu.

KDP DEĞERLENDİRMESİ

Baydemir, "Tüm tarafların 'Gerilla ve peşmerge kardeştir; bir daha asla bırakuji olmayacak' şeklindeki deklarasyonu, Ankara-Tahran hattının beklentisini boşa çıkarmakla sınırlı kalmaz; işgale olan uluslararası sessizliği de bozacaktır. Böylesi bir deklarasyon, sürecin, tarafların kontrolünden çıkmasını önleyeceği gibi Kürdistan kamuoyunda ulusal birlik duygusunu ve Kürdistani kazanımlara sahip çıkma duygusunu da güçlendirecektir" dedi.

Operasyonun ardından KDP’nin başlattığı hareketi de değerlendiren Baydemir, şunları söyledi:

"Ankara ve Tahran, tarih boyunca Kürtlere karşı gayri nizami ve gayri ahlaki bir savaş yürüttü. Ancak ana akım Kürt partilerinin henüz ulusal ittifaka, ortak ulusal vizyona, üzerinde mutabık oldukları ulusal stratejiye sahip olmamaları, işgalcilerin tasfiye ve kardeşi kardeşe kırdırtma politikalarını uygulamada fütursuzlaşmalarına yol açtı. Gerilla ve peşmerge aynı mazlum milletin evlatlarıdır ve kardeştirler demek, hiçbir Kürdistani güç açısından zor olmamalıdır. Hatta diğer halkların ve temsilcileri açısından da böyle olmalıdır. Ankara’nın, PKK’nin varlığını gerekçe göstermesinin bir aldatmadan ibaret olduğunu açığa çıkarmak hiç de zor değil. Zira çözüm süreci başladığında bizzat Ankara’nın Güney hükümetinden talebi, gerillanın Kandil’e çekilmesinin kolaylaştırılması olmuştu. Herkesin bildiği ve sır olmaktan ziyade, Güney Kürdistan hükümetinin barış sürecine sunduğu değerli katkılardan birisi de buydu. Şayet Ankara’nın amacı test edilmek isteniyorsa işgale son vermesine ve sorunun yegane meşru çözüm yolu olan diyaloga davet edilmelidir. Diyalog çağrısına Ankara’nın vereceği yanıt, gerçek niyeti ziyadesiyle açığa çıkaracaktır. 

'HİÇBİR SORUN YOKTUR Kİ DİYALOGLA ÇÖZÜLEMESİN'

Kürt siyasi partileri arasında ideolojik ve yer yer hegomonik sorunlar olduğu herkesçe biliniyor. Lakin hiçbir sorun yoktur ki diyalog ile çözülmesin. Çatışma, kabul edilemezdir. Hiçbir gerekçe gerilla ve peşmergenin birbirinin canına kastedecek bir çatışmayı mazur kılamaz.

Kürt anneleri için gerilla-peşmerge ayırımı yoktur inancını taşıyorum. Geçtiğimiz günlerde Murat Karayılan’ın yaptığı kardeşlik çağrısına Güney Kürdistan meşru otoritelerinin kayıtsız kalmayacaklarına inanıyorum. Yüz yıldır Kürdistani güçlerin ödediği bedellerin, Kürt halkında bir sağduyu feraseti oluşturduğuna inanıyorum. Halkın sesine ve vicdanına inanmamız pek çok sorunu aşmaya katkıda bulunacaktır.

Güney Kürdistan Parlamentosu, Hükümeti, Başkanlığı, peşmergesi ve tüm siyasi partileriyle hukuki ve meşru yapılardır. Kuzeyli kardeşlerinden gelen diyalog ve kardeşlik çağrısına olumlu yanıt verilmesi, milyonlarca Kürdistanlının beklentisidir. Sayın Başbakan'ın, Sayın Bölge Başkanı'nın bu çağrıya yüksek bir hassasiyet ile yaklaşacaklarını umut ediyorum. Kak Mesut Barzani’nin evsahipliğinde olası bir çatışmayı önleyici Ulusal Strateji konferansı acilen toplanmalıdır. Kürtler arası çatışmayı önleyecek, diyalog ve uzlaşma inşasında Kak Mesud’un tarihi misyon yüklenmesi, aynı şekilde milyonlarca insanımızın beklentisidir.

Ne olursa olsun tarafların diyalog kanallarını açık tutması, provokasyonları önlemede hayati önem arz etmektedir. Kürt medyasının dili, ayrıştırıcı ve gerginliği tırmandırıcı bir dil olmamalı; tam tersine tarafları diyaloga teşvik eden, buna zorlayan bir misyon üstlenmelidir. Bugüne kadar çeşitli platformlarda barış ve diyalog sarf eden kişi ve kuruluşlara da içtenlikle teşekkür ediyorum. Ankara ve Tahran’ın pusuda kardeş kavgasının başlamasını beklediğini hiçbir zaman hafızalardan çıkarmamak gerekir."


İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.