Kaftancıoğlu: Benim tweetlerime 'utanılacak tweetler' diyenler utansın

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, hakkında verilen cezaların bozulmaması durumunda siyasi yasaklı olacağını belirtti.

Kaftancıoğlu: Benim tweetlerime 'utanılacak tweetler' diyenler utansın
12 Eylül 2019 Perşembe 11:15

Altı yıl önce attığı tweetlerden dolayı hakkında 9 yıl 8 ay hapis cezası verilen CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, üst mahkemenin cezasını onaması halinde siyasi yasaklı olma riskiyle karşı karşıya. Alışageldik siyasetçi profilinin dışında olduğu için hedef haline getirildiğini söyleyen Kaftancıoğlu’na göre iktidarın en büyük korkusu, insanların zihinlerindeki karakolların yıkılması. “Hapse atılmam teferruat olur” diyen Kaftancıoğlu, Matrix filmindeki Trinity karakterine benzetilmesini ise şöyle yorumluyor: “Toplumun kahramanlar yaratmak zorunda bırakılmasına üzülüyorum. Kahraman yarattıkça normalden uzaklaşıyoruz. Üzgünüm ama uçamıyorum, uçan tekme atamıyorum. Aslında olağan koşullarda, olması gerekeni yapıyorum.”

İrfan Aktan'ın sorularını yantılayan CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu'nun Gazete Duvar'da yer alan söyleşsinin bir bölümü şöyle:

‘ALIŞTIKLARI PROFİLDE OLMADIĞIM İÇİN HEDEF SEÇİLDİM’

Erdoğan’ın tweetlerinizden dolayı size yönelik tepkisi ne zaman başladı?

İl başkanı seçilmemden sonraki ilk grup toplantısında, yani 16 Ocak 2018 salı günü Erdoğan, Meclis’te yaptığı konuşmanın tamamını bana ayırmıştı. Benim olan ve olmayan tweetleri, slayt gösterisi eşliğinde yorumlamıştı. Bu konuşmasını da “bedelini ödeyeceksiniz” şeklinde bitirmişti.

Fakat Ocak 2018’de, bir yıl sonra yapılacak yerel seçimin kaderini belirleyeceğinize, İstanbul’u İmamoğlu’na kazandıracağınıza dair herhangi bir emare yoktu. Buna rağmen neden il başkanı olduğunuz günden itibaren iktidarın hedefi haline geldiniz?

Daha ilk günlerde il başkanlığında başarılı olup olmayacağım öngörülemese de, geçmişten beri bir siyasi mücadelenin içinde olduğum ve bu mücadeleyi de inandığım gerçeklere göre yürüttüğüm biliniyordu. Ayrıca il başkanı seçildiğim gün yaptığım konuşmada İstanbul’u saraydan alıp halka vereceğimizi, “mış gibi” iş yapmayacağımızı, önce örgüt olacağımızı, yani iç disiplinimizi netleştirip programımızı, hedeflerimizi belirleyeceğimizi, sonra da halkla beraber yol alacağımızı söylemiştim. Seçildikten sonraki konuşmamda da “şimdi kol kola bu salondan AKP faşizmini yıkmak için çıkacağız” demiştim. Deneyimli siyasetçiler bu tür sözleri söyleyen kişinin kendi sözüne ne kadar inandığını ve bunu gerçekleştirmekte ne kadar kararlı olduğunu kestirirler. O bakımdan CHP içinden da dışından da bakıldığında, iktidarın alışageldiği bir siyasetçi profiline uymadığım ilk günden itibaren anlaşılmıştı. Hem bunların hem de bir kadın siyasetçi olmamın, bana yönelik saldırılarda belirleyici olduğunu düşünüyorum.

‘BENİM TWEETLERİME ‘UTANILACAK TWEETLER’ DİYEN KİŞİ UTANMALIDIR’

Tweetlerinize bakıldığında Bülent Arınç’ın da dediği ve Yargıtay’ın da birçok kararında belirttiği gibi aslında tümü de ağır eleştiri mahiyetinde. Örgüt propagandası veya devleti aşağılamak, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek gibi unsurlar yok. Sizce mahkeme heyeti nasıl bu yorumu yapabildi?

Valla benim gördüğüm kadarıyla mahkeme heyeti yorum falan yapmadı. Onlar adına da üzülerek söylüyorum ki, mahkeme heyeti sarayın beklentilerini yerine getirmek zorunda hissetti. İlla saraydan bir direktif aldıklarını da söylemiyorum ama “eğer beklentileri karşılamazsam sistem beni dışlar” korkusunun, baskısının bu kararda belirleyici olduğunu düşünüyorum. Çünkü yazdıklarım, söylediklerim, yaptıklarım üzerinden suçlanabilmem, cezalandırılabilmem teknik ve teorik olarak mümkün değil. Bahse ve cezaya konu edilen, biri bana ait olmayan toplam 36 tweete insanlar fikren katılmayabilir. Ama insanlar fikirlerini söyleyebilirler ve herkes bu hakka sahiptir. Düşünce ve ifade hürriyetini kullandığı için şimdiye kadar sayısız insana verilen cezaların üstüne bir tane daha eklenmiştir ama bana verilen ceza sadece bana verilmiş değil. Ne mutlu bana ki kamuoyu, farklı düşünceye katılmamakla, onu eleştirmekle ona ceza vermek arasındaki farkı çok iyi görüyor. Fakat yargı, düşünceye veya kişiye göre suç bulmakta oldukça mahir.

Bugün olsa aynı tweetleri aynı üslupla yazar mıydınız?

Doğrusu üslubumda çok büyük değişiklik yok ama artık İstanbul il başkanı olduğum için, aynı fikirleri, aynı şekilde yazar ama belli kelimeleri kullanmazdım. Bir gazetede köşe kapmış biri, “Canan Kaftancıoğlu’nun yaptığı paylaşımlar eleştirilecek, kınanacak, utandırılacak tweetler” diye yazmış. Bunu yazanın kendisi utanç duymalıdır. Hayatımda utanç duyacağım hiçbir şey yazmadım, bundan sonra da yazmam. Kaldı ki o tweetler, atıldığı günün koşullarında, bağlamında bakıldığında utanılacak iş yapanları teşhir eder mahiyettedir. Ayrıca tweetlerimde hakaret veya aşağılama olarak itham edilen hususların tamamı, bugünün muktedirinin kullandığı dile ayna tutma amacı taşıyordu.

‘SİYASİ YASAKLI HALE GELEBİLİRİM’

Her ne kadar bir kariyer hedefinizin olmadığını söyleseniz de, hakkınızda verilen cezanın siyasi kariyerinizi de hedef aldığı yorumları yapılıyor. Siz de aynı fikirde misiniz?

Evet, ben de öyle düşünüyorum. Özellikle davanın açılma süreci, gündeme gelme dönemi, seçimden sonra bu şekilde nihayetlenmesi, siyasi olarak baş edemedikleri bir kişinin hukuki yollarla engellenmek istendiğini gösteriyor. Bunun böyle olduğunu düşünmek istemezdim ama vaziyet ister istemez bunu düşündürtüyor. Çünkü bu cezalar istinaf mahkemesinde bozulmazsa, ki bozulmayabilir, bırakın tutuklanmayı, siyasi yasaklı hale geleceğim.

‘KAYYIM ATAMALARINA YÖNELİK TEPKİYİ TOPLUMSALLAŞTIRMAYA ÇALIŞTIK’

CHP’nin Diyarbakır, Van ve Mardin belediyelerine kayyım atanmasına karşı tutumu, özellikle Kemal Kılıçdaroğlu’nun “sokağa çıkmayı doğru bulmuyoruz” açıklaması eleştiri konusu oldu. Sizce CHP yeterli tepki gösterdi mi?

Genel Başkanımızın açıklaması şu şekildeydi: “Bu tür olaylar yaşanınca sokağa çıkmak, protesto etmek gibi durumları doğru bulmuyoruz. Biz milletin ferasetine güveniyoruz. İstanbul’da da aynı şeyi YSK eliyle bize yaptılar. ‘Ya sokağa çıkın ya boykot edin’ dediler. İkisini de yapmadık. Halkın ferasetine güvendik ve gördük.” Öte yandan üç büyükşehire kayyımların atandığı günün sabahında olağanüstü bir MYK toplantımız oldu ve Parti Sözcümüz bu konuda açıklama yaptı. Bir kere Sayın Kılıçdaroğlu’nun kime yapılırsa yapılsın, hukuksuzluğu yapanın karşısında, hukuksuzluğa maruz kalanın da yanındayız şeklindeki açıklaması çok önemli. Üstelik bu sadece sözde kalmış bir tepki değildi. Pek çok yer ve zeminde bunun gerekleri yapıldı, tepkiler gösterildi. Genel Başkanımızın da partimizin de kayyıma karşı tutumunun çok net olduğunu ve bunun da görüldüğünü düşünüyorum. Bu haksızlığa, kayyım atamalarına tepkiyi toplumsallaştırma konusunda gayret sarf ettik.

Sizce iktidarın kayyım politikasındaki temel hedefi ne?

İktidarın amaçlarından biri rant olabilir ama tek amaç bu değil. Ekonomideki, dış politikadaki sıkışmışlığı aşamayan, bu alanlardaki yangınları, hatta ülke içindeki orman yangınlarını bile söndüremeyen iktidarın, tüm bunları gizlemek için kayyımları bir politik strateji olarak uyguladığını düşünüyorum. Öte yandan ilkeli, ahlaklı, hak ve halk için, demokrasi için siyaset yapanlar omuz omuza, yan yana geldiği zaman iktidarın nasıl geriletildiğini hep beraber gördük. Bu yan yana gelme hali muktediri rahatsız ediyor. Kayyım atanması sonrasında da, bir şekilde yan yana gelebilmiş insanları bölmeyi, parçalamayı ve bu şekilde yönetmeyi denediler.

‘HAPSE ATILMAM TEFERRUAT OLUR’

Ankara kulislerinde “Demirtaş dışarı, Kaftancıoğlu içeri” şeklinde bir hazırlık yapıldığına dair söylentilerin dolaştığı iddia ediliyor. Hapse atılacağınızı düşünüyor musunuz?

Geçenlerde biri de “Yenikapı’daki arabaları verin, Canan Kaftancıoğlu’nu verin” diye yazmış (Gülüyor). Demirtaş’ın tahliye edilmesinden müthiş bir mutluluk duyarım elbette. Öte yandan muktedirin bizimle ilgili neler düşünüp tasarladığıyla ilgilenmiyorum. Bizim ne yaptığımız, ne düşündüğümüz ve ne yapacağımız daha önemli. Muktedir, bizimle ilgili düşüncelerini hayata da geçirebilir ama bunların hepsi teferruat.

‘KORKU İNSANİ AMA KORKAKLIK ANLAŞILIR BİR ŞEY DEĞİL’

Düşünce ve ifade özgürlüğünün büyük ölçüde kısıtlanmasıyla beraber insanların zihinlerindeki karakollar da genişledi. Sizce bu sürecin neresindeyiz?

Ne yazık ki bunun çok ileri seviyesini yaşıyoruz. Türkiye’deki kutuplaşmayı sadece iki farklı ideolojik anlayış bağlamında okumamalıyız. Yaşadığımız şey, bugünü kurtarmak isteyenlerle geleceği kurmak için çalışanların mücadelesi. Bence iktidarın en büyük korkusu, insanların zihinlerindeki karakolları yıkmaya başlamaları. İktidarın sonu, insanların zihinlerindeki karakolları yıkmasıyla başlayacak. Korkunun esaretinden kurtulunduğu İstanbul seçimlerinde görüldü. Ben bir hekimim ve korkuyu çok anlaşılır buluyorum. Korku insani ama korkaklık anlaşılır bir şey değil. Eğer korkaklığa teslim olursak, ha hapisteyiz ha dışarıda, ne fark eder! O yüzden öncelikle zihinlerdeki karakolları yıkmamız lazım.

Sosyal medyada sıklıkla Matrix filmindeki Trinity karakterine benzetiliyorsunuz. Siz bu benzetmeyi nasıl karşılıyorsunuz

Açıkçası toplumun kahramanlar yaratmak zorunda bırakılmasına, bu noktaya getirilmesine üzülüyorum. Kahraman yarattıkça normalden uzaklaşıyoruz. Ayrıca üzgünüm ama uçamıyorum, uçan tekme atamıyorum (Gülüyor). Aslında olağan koşullarda, olması gerekeni yapıyorum. Bir polis, bir bekçi, mahsur kalan bir kediyi kurtardığında onu hemen kahramanlaştırıyoruz. Oysa onun yaptığı kahramanlık değil, olağan bir insani gereklilik. Toplumun yemeyip içmeden koşabilen, uçabilen, uçan tekme atabilen kahramanlar beklemesine gerek duymayacağı bir normalleşmeyi sağlamak istiyoruz.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.