Arslan: Öcalan halklara karşı duyduğu sorumluluk gereği barışı ve çözümü gündeme getiriyor

DİYARBAKIR - DBP Eş Genel Başkanı Mehmet Arslan, "Sayın Öcalan, AKP, CHP ve MHP’nin ne olduğunu bilmiyor değil. Ama yeni acılar yaşanmasın diye, halklara karşı duyduğu sorumluluğun gereği gücünün yettiği kadar demokrasiyi, barışı ve çözümü halkların gündemine getirmeye çalışıyor" dedi.

Arslan: Öcalan halklara karşı duyduğu sorumluluk gereği barışı ve çözümü gündeme getiriyor
30 Haziran 2019 Pazar 10:40

PKK Lideri Abdullah Öcalan, cezaevlerinden başlayarak yayılan açlık grevi direnişi sonucu 2 Mayıs'tan bu yana avukatlarıyla görüşmeye başladı. Avukatları aracılığıyla kamuoyuna açıklamalarda bulunan Öcalan, Türkiye ve Ortadoğu'da halkların yaşadıkları sorunlara dikkat çekerek, çözüme yönelik önerileri tartışılmaya devam ediyor. "Demokratik müzakere", "onurlu barış", "demokratik siyaset" gibi kavramlar üzerinde duran Öcalan, Kürt sorunun çözümüne ilişkin de 7 maddelik bir deklarasyon kamuoyuna sunmuştu.
Öcalan'ın mesajlarını değerlendiren Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Mehmet Arslan, Öcalan'ın Türkiye'deki Kürt sorunun demokratik çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için uzun yıllardır emek harcadığını dile getirdi. AKP'nin Kürt sorunun çözümünde köklü bir projesinin olmadığını ifade eden Arslan, "AKP, dönemsel milliyetçi, şovenist çevrelerin desteğini almak için Kürt karşıtlığı üzerinden politikalar geliştiriliyor. Ve bunun başında da Sayın Öcalan’a tecrit uygulamasıyla bir süreç başlatılıyor" dedi.
'ONURLU BİR BARIŞ İÇİN SORUMLULUK ALIR'
Öcalan'a 1999 yılından bugüne gelmiş tüm iktidarların tecrit uyguladığını hatırlatan Arslan, "Ama bu kadar tecrit politikalarına, bu kadar ret politikalarına rağmen Sayın Öcalan’ın ailesiyle, avukatlarıyla ya da çeşitli dönemlerde siyasi heyetlerle yan yana gelme imkanına sahip oldu. Sayın Öcalan, Türkiye’de demokratik çözümün, özellikle Kürt sorununun demokratik çözümünün ve onurlu bir barışın sağlanabilmesi için sorumluluk alabileceğine değinir. Bu konuda kamuoyuna avukatları aracılığıyla her fırsat bulduğunda iletmiştir" diye anımsattı.
2015 yılından bu yana Öcalan üzerinde gerçekleştirilen mutlak tecride dikkat çeken Arslan, bu süre zarfından Kürtlere soykırım projelerinin dayatıldığını vurguladı. Devlet tarafından Kürtlerin tehdit olarak algılandığını dile getiren Arslan, "Buna rağmen Sayın Öcalan’ın ilk fırsatta ifade ettiği tek şey Türkiye’deki toplumsal sorunlarının ancak demokratikleşmeyle, uzlaşıyla ve onurlu bir barışla çözülebileceğini ifade ediyor" diye belirtti.
'TÜRKİYE İÇİN DE BÖYLEDİR'
Öcalan'ın 1993 yılından beri Kürt sorunun demokratik çözümü için çaba sarf ettiğini belirten Arslan, şöyle devam etti: "Sayın Öcalan bu ülkede ve genelde de Ortadoğu’da gerek Kürt sorununun demokratik çözümüyle ilgili gerekse Ortadoğu’da yaşanan toplumsal krizlerin aşılabilmesi için demokratik çözümün ve uzlaşının sağlanmasını her zaman gündeminde tutmuştur. Merkeziyetçi yapılar ve hükümetler, Kürt halkını Ortadoğu’da temel çıkmaz olarak karşılamakta. Türkiye için de bu böyledir, Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki temel engel Kürt sorunudur. Çünkü, iktidar atacağı adımda Kürtlerin faydalanacağını biliyor.
HALKLARIN GÜNDEMİNE GETİRİYOR
Kürtlerin dili, kültürü ve siyasi haklarıyla ilgili talepleri karşılanmasın diye Türkiye’nin de demokratikleşmesinin önünde bir engel oluyor. Sayın Öcalan, ne kadar çatışma yaşanırsa yaşansın, gerilim ne kadar olursa olsun, 21’inci yüzyılda hiçbir toplumun bir bütünen soykırım kıskacından geçirilemeyeceğinden kaynaklı dönüp dolaşıp tekrar çözüme ve tekrar demokratik uzlaşıya gelineceğini bildiğinden barıştan ısrar ediyor. Yoksa Sayın Öcalan, AKP’nin, CHP’nin, MHP’nin ne olduğunu bilmiyor değil. Kürtlere yaşattığı acıları, Kürtlere yaşattığı katliamcı politikaların ne olduğunu bilmiyor değil. Çok iyi biliyor ama yeni acılar yaşamasın diye Sayın Öcalan, Türkiye haklarına, Ortadoğu halklarına, Kürt halkına duyduğu sorumluluğun gereği gücünün yettiği kadar demokrasiyi, barışı ve çözümü halkların gündemine getirmeye çalışıyor."
' KÜRT YAKLAŞIMINDAN KAYNAKLANIYOR'
Türkiye’nin kuruluş sürecinden günümüze kadar Kürt sorunu olduğunu hatırlatan Arslan, devamla şöyle dedi: "Kürtler tehdit olarak görülmüştür. Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar bu ülkede tartışılan beka meselesinin bir tarafı olarak Kürtler olarak görülmektedir. Ben iktidarların, hükümetlerin bu bakış açısının sadece kendi iktidar kaygılarından kaynaklı sürekli ısıtılarak halkın gündemine, Türkiye’nin gündemine sokulduğunu biliyoruz. Bugün baktığımızda Türkiye’nin Avrupa’da, Amerika’da, Rusya’da, Ortadoğu ülkelerinde geliştirdiği tüm ilişkiler tüm ittifaklar, tüm ortaklıklar Kürtlere yaklaşım üzerinden belirlenmektedir.
KRİZİN ANA NEDENİ KÜRT SORUNUDUR
Türkiye’de iktidarlar, Kürtler hiçbir yerde hak elde etmemesi için Türkiye halklarının tüm imkanlarını, olanaklarını, zenginliklerini uluslararası güçlere, bölge devletlerine peşkeş çekerek Kürtlerin siyasal ve kültürel haklarının önünü almasına çalışıyor. Bu kadar geldiğimiz aşamada ABD ve Rusya’yla geliştirilen ilişkilerin başındaki sorunların en ilki arasında Kürt sorunu, Kürtlerin hakları var. Bu politikalar hiçbir zaman Türkiye’nin sorununu çözmemiş, rahatlatmamıştır. Kürt karşıtı politikalarıyla yapılacak ve atılacak her adım Türkiye’yi daha çok bir sorunun içerisine çekecektir ve kendi sistemini bir krize sokacaktır. Günümüzde Türkiye’de yaşadığımız sistemsel krizin ana nedeninin Kürt sorunundan kaynaklandığını düşünüyorum."
'KÜRTLERİN TOPLUMSAL SORUNU VAR'
Kürt sorunun çözemeyen iktidarların aşındığını dile getiren Arslan, "Bugün AKP için de olan husus budur. AKP’nin Türkiye’de iktidara geldiği 2002 seçim süreci Türkiye’nin önüne koyduğu demokratikleşme, hak ve özgürlükler temelindeki projeler AKP’yi iktidar yaptı. Ama geldiğimiz aşamada Türkiye’de Cumhuriyet tarihinde en katı ret ve inkar politikası yürüten güce dönüştürdü AKP’yi. Şimdi Kürt sorunu HDP, DBP sorunu değildir. Sadece PKK’nin de sorunu değildir. Bu örgütler bu güçler olmasa da Kürt sorunu bu topraklarda var. Başka güçler, başka örgütler olur, başka partiler kurulur bu mücadeleyi sürdürür. Çünkü Kürtlerin bu topraklarda toplumsal bir sorunu var. Bir statü, kültür sorunu var" dedi.
'TAŞ ÜSTÜNDE TAŞ BIRAKMADILAR’
Cumhuriyetten bugüne kadar Kürtlere soykırımın dayatıldığını hatırlatan Arslan, şunları dile getirdi: "10 binlerce insanlar yaşamını yitirmiştir. Ama Kürtler, mücadelesinden vazgeçmemiştir. Tekrardan en kısa zamanda gücünü toparlamış mücadele etmiştir. Bakın çok uzun bir döneme gitmeyelim. Daha iki yıl üç yıl öncesine kadar Cizre’de, Sur’da, Nusaybin’de, Silopi’de, Şırnak’ta kentlerde taş üstünden taş bırakılmadı. İnsanlar 21’inci yüzyılda bodrumlarda dünyanın gözü önünde cayır cayır yakıldı. Şimdi bakıyoruz o kentlerin seçim sonuçlarına o kentleri hala biz yönetiyoruz. Tüm sıkıyönetim uygulamalarına, tüm OHAL uygulamalarına, tüm insanlık dışı muamelelere maruz kalan o kitle AKP’li olmadı. Yine Kürt sorunuyla ilgili çözüm perspektifi olan partiye yani bizim partimize oy verdiler. Yani baskıyla, katliamla, şiddetle insanlar siyasi ve ideolojik fikirlerinden vazgeçecek olsaydı, ben inanıyorum ismini saydığımız bu kentlerde şuan AKP’nin iktidar olması gerekiyordu. Demek ki öyle olmuyormuş."
KRİZ İÇERİSİNDE BOĞACAKTIR
Türkiye’de Kürt sorununun öncelikli çözümü Anayasal bir çözüm olması gerektiğini sözlerine ekleyen Arslan, şunları ifade etti: "Biz devlete ve mevcut hükümete gelin sizinle gizli kapılar arkasında uzlaşalım demiyoruz. Türkiye halklarının temsiliyetlerinin sağlandığı bir parlamentonun çatışı altında Kürt sorununun anayasal çözümünü sağlayalım. Bunun yol ve yöntemini beraber arayalım. Aksi taktirde tüm tutumlar, tüm ret ve inkar politikaları her geçen gün Türkiye’nin yükünü daha çok ağırlaştıracak ve Türkiye’yi bu sistemsel kriz içerisinde boğacaktır.
KÜRT -TÜRK İTTİFAKINDAN BAHSEDİYOR
Sayın Öcalan, Ortadoğu’nun çok kimlikli, çok dilli yapısını bildiği için ve tüm renklerin, tüm inançların orak bir alanda yaşayabilmesi için mücadele verdi. Sayın Öcalan’ın Türkiye’de 'Kürtsüz Türk, Türksüz Kürdün' olmayacağı söyleminin asıl nedeninin biz bugün yaşanan sonuç ya da Kürtler ile Türklerin bir aralarında bahsettiğini düşünmüyorum. Türklerin Orta Asya'dan, Anadolu’ya geçişinin başlangıç 1071’de bile Türkler ile Kürtlerin bir ittifakından bahsedilir. Türkler ve Kürtlerin ilişkilerinin sadece Cumhuriyet dönemi ile ele almak bir problemdir. Türkiye’de Türkçülük ile övünen anlayışlara bunu sormak istiyorum.
KÜRTLERİN GÜCÜYLE KURULMUŞTUR
Kurtuluş Savaşı'nda Atatürk’ün, Kürtlerle, Kürt şeyhleri, Kürt aşiretleriyle ilişki ittifakı biliniyor. Cumhuriyetin ilk kuruluş sürecinde 1921 Anayasası’nda Kürtlerin haklarından bahsediliyor. Şimdi Kürtler ile Türklerin ilişkilerini kısa bir süreç içerisinde değerlendirmek yanlış olur. Sayın Öcalan’ın çok köklü bir tarih okuması yapmasından kaynaklı, bu kadar savaş, ölüm olmasına rağmen Kürtler ile Türklerin ayrışması durumunda her iki halkın çok büyük acılar yaşayacağını mesajını vermeye çalışıyor. 1071’de eğer Kürtler, Orta Asya’dan gelen Türklere destek verip önlerini açmamış olsaydı şu anda bir Türkiye Cumhuriyeti’nden bahsediyor olamazdık. Belki bugün bir Türk ulusundan dahi bahsedemezdik. Bugün 7 cihana hüküm salan Osmanlı Devletinin mirasını sahiplenen Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Kürtlerin gücüyle kurulmuştur.
DEMOKRATİK ÇÖZÜMDEN BAHSEDİYOR
Sayın Öcalan, mevcut iktidarların zihniyetini bilmiyor mu, biliyor. Kürtlere yaşattıklarını bilmiyor mu, biliyor. Ama nihayetinde 21’inci yüzyılda sorunlar çözülecekse ret ve inkar politikalarıyla bunun çözülmeyeceğini biliyor. Ve bundan kaynaklı Kürt’ü Türk’ten, Türkü Kürt’ten ayırmanın kimseye kazandırmadığını bildiği için ortak ittifaktan bahsediyor. Bu ittifak sadece Kürt’e ve Türk’e kazandırmayacak, Ortadoğu’daki tüm etnik kimliklere demokratik çözümün modelini oluşturacaktır. Görüşmelerinin birinde Eşme ruhundan bahsediyor Sayın Öcalan, Türkler kendi atalarının mezarını dahi Kürtlerin desteği olmadan kaldıramadılar. DAİŞ barbarlarının elinden kendi türbelerini çıkaramadılar. Kürtler, Türklerin manevi değerlerine gözünü yummadan canlarını siper ederek, DAİŞ’in kontrolü altındaki Süleyman Şah Türbesini oradan çıkardılar. Şimdi bundan kaynaklı Sayın Öcalan, bu gerçeklikleri bildiği için, Ortadoğu’daki acı, gözyaşını biran önce durdurabilmek için Türkiye’de ve Ortadoğu’da Kürt sorunu üzerinden bir çözüm modeli oluşturmaya çalışıyor. Ve bunu yaparken de hiçbir kültürün, hiçbir dilin, hiçbir dilin bir başkası üzerinde etkinlik kurmadan, eşit temsiliyeti demokratik bir çözümden bahsediyor."
KÜRT SİYASETİ İÇİN BÜYÜK BİR PROBLEM
Kürtlerin Türkiye'de artık politik ve siyasi yönde çok etkin bir güç olduğunu vurgulayan Arslan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ama ne yazık ki zaman zaman seçim endeksli yürütülen siyasetin aile, grupçuluk, aşiretçilik gibi grupların kimi durumların geliştiğini görebiliyoruz. Kürt siyasetinde bazı bölgelerde aşiretler, ailelerin göz önünde bulundurulduğu, kararlar alınırken, dengeler kurulurken, hesaplanarak kararlar verilmeye çalışılıyor. Ben bu durumun Kürt siyaseti açısından politik, ideolojik açıdan büyük bir problem olduğunu düşünüyorum. Çünkü Kürt siyaseti demokratik bir mücadele yürütüyor. Sadece aile ve aşiret dengeleri üzerinden gericilik ve feodalizme yansımaları olan bu özellikler üzerinden bir süreç örgütleyemez."
'ÖCALAN HALKÇI BİR LİDER'
Öcalan'ın halkçı yönüne dikkat çeken Arslan, şöyle dedi: "Öcalan, tüm gücünü halka dayandırır. Sayın Öcalan, Türkiye’de ilk önce feodalizme karşı savaş başlatmıştır. Aşiretçiliğin, aileciliğin, grupçuluğun kırılması ve halk iradesinin açığa çıkması için bir mücadele yürütmüştür. Sayın Öcalan mücadelesinde aydınlanma, bilinçlenme, irade olma savaşı çok büyüktür. Sayın Öcalan bunun için demokratik yönetim anlayışının, demokratik halk siyasetinin açığa çıkması için bir aydınlanmanın gelişmesinden bahsediyor. Çünkü Türkiye’de demokratik bir sistemi inşa edebilecek güçler, demokratik dönüşümü sağlayabilecek güçler ancak kendisinde demokratik bir zihniyet dönüşümü gerçekleştirmiş insanlarla olabilir."
'ÖCALAN ELEŞTİRİ YAPIYOR'
Demokratik zihniyet dönüşümü gerçekleştiremeyen siyasetçiler, kadrolar ve partiler Türkiye'ye herhangi bir çözüm sunamayacaklarının altını çizen Arslan, şunları söyledi: "Bundan kaynaklı Sayın Öcalan, ideolojik ve politik bir boşluğun doldurulmasından bahsediyor. Çünkü mevcut siyasi iktidarların ve feodal sistemin Türkiye’de toplumların sorunlarını çözebilecek güçten ve yetenekten mahrum olduğunu bildiğinden dolayı Sayın Öcalan, politik ve siyasi boşluğu demokratik zihniyet dönüşümünü gerçekleştirmiş kişiler ve siyasi yapılarla siyasi sorunların çözülebileceğini düşünüyor. Ve Sayın Öcalan, büyük bir ihtimalle bizim siyasetimizde de gözlemlemiş olduğu bu eleştiri muhtemelen bizim siyasi çizgimizde de böyle bir gevşemenin, böyle bir gerilemenin olduğunu düşünerek böyle bir eleştiri yapıyor.
ZİHNİYETİN OLMASI GEREKİR
Bugün Türkiye’de bizim özelde Kürt sorunu genelde Türkiye’nin tüm sorunları açısından mevcut klasik feodal ve aşiretçi sorunlara bir çözüm sağlanamayacağını düşündüğünden dolayı demokratik bir zihniyet dönüşümünü gerçekleştirmiş demokrasi bir yaşam biçimi olarak benimsemiş siyasetçilerin gönüllü emek vermesi gerekmektedir. Demokratik Bölgeler Partisi, demokratik özerkliğin, demokratik bir çözümün gelişebilmesi için demokratik bir yönetim mantığının gelişmesini iddia ediyor. Demokratik bir çözümün ya da demokratik özerk bir sitemin geliştirilmesine iktidarcı anlayışa sahip olan kadrolarla almalıyız. Klasik devlet mantığı ile sorunlara çözüm arayışının demokratik bir çözümü sağlayamayacağından kaynaklı öncelikle Türkiye’de toplumsal sorunlara duyarlılık gösteren toplumsal sorunlara eğilecek kişilerin kendisinde demokratik bir zihniyetin olması gerekir.
İKTİDARCILIĞI YIKMAK GEREKİYOR
Türkiye’de hangi kültürler ve diller yaşıyor bilmeden biz o insanlarla ilgili siyasi iddialarda bulunamayız. Onlara öncülük edebileceğimiz, onların sorunların çözebileceğimizi iddia edemeyiz. İddia etsek de altı boş kalır. Bundan kaynaklı bizim Kürt sorunun çözümüyle ilgili Türkiye sorunlarının çözümüyle ilgili görev almak isteyen, siyaset yapmak isteyen herkesin kendisindeki iktidarcı bakış açısını yıkması gerekiyor. Demokrasiyi benimsemesi gerekmektedir. Kendisini bu aşamada geliştiremeyen bir siyasetçinin bir önderin ne Kürde ne de Türkiye halkına verebileceği hiçbir şey yoktur. Sayın Öcalan, sanıyorum bizdeki de bu gerilemeyi fark etmiş olmalı ki ideolojik ve politik mücadelenin öneminden bahsediyor."
XAKURKE OPERASYONU SORGULANMALIDIR
Arslan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) Irak Federe Kürdistan Bölgesi'nde bir ayı aşkındır sürdürdüğü operasyonu da değerlendirdi. Xakurke operasyonunun Türkiye’nin iç siyasetinden bağımsız olmadığına sözlerine ekleyen Arslan, "Son bir ay içerisinde Sayın Öcalan’la yapılan görüşmeler sonrası açlık grevlerinin bitmesi, 23 Haziran seçimi, hepsinin bütünüyle yakından bağlantılı bir operasyon olarak değerlendiriyorum. AKP’nin Kürtlere karşı Xakurke operasyonunda Sayın Öcalan üzerinden geliştirdiği insanlık dışı tecrit politikasında bir alanda geri adım atmak zorunda kalıyorsa Kürtlere başka bir yönden saldırıyı gündemine aldığını düşünüyorum. İktidar mevcut tecrit politikasında geri adım atmak zorunda kalıyor. Ama öbür taraftan Xakurke’ye askeri operasyon başlatma söz konusu oluyor. Bu AKP’nin aslında Kürt sorununa dair perspektifinin olmayışından kaynaklı böyle çok çelişkili hamlelere girişebiliyor. Eğer tecrit politikasında bir yanlış varsa ve bu yanlıştan vazgeçiliyorsa Xakurke operasyonu ne oluyor ve neyi ifade ediyor? Bunu sorgulamak gerektiğini düşünüyorum."
TÜM KÜRTLER OPERASYONA KARŞI ÇIKMALIDIR
Kürtlerin bu operasyona tepki göstermesi gerektiğini belirten Arslan, Federe Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin verdiği desteğin de Kürtlerin kazanımlarını olumsuz etkileyeceğini hatırlattı. Arslan, sözlerini şöyle tamamladı: "Hangi Kürt örgütü, hangi Kürt siyasi yapısının gücü zayıflarsa bir diğer Kürt gücü de zayıflar. Kürtler her ne kadar dört parçaya bölünmüş olsa da Kürt halkını mücadelesi her dört parçada birbirini çok yakından ilgilendiriyor. Bundan kaynaklı Kürtlerin ölümü üzerinden yürütülecek olan her politika, her savaş, her siyaset diğer Kürtlere de zarar vereceğini düşünüyorum.
Güney Kürdistan’da AKP hükümeti her geçen gün bir alanı işgal ediyor. Yarın en büyük problemi ise Güney hükümetinin Türkiye’yle yaşayacağını düşünüyorum. Başta Türkiye’deki Kürt örgütlerinin, Güneydeki yaşayan tüm Kürt örgütlerin Xakurke operasyonuna karşı çıkması gerekiyor. Savaşın, katliamın barışa çözüm sağlamayacağına ve yaşanan problemi daha çok büyüteceğinden kaynaklı tüm Kürt örgütlerinin kendi güçlerini birleştirerek bu operasyonun durdurulması için yan yana gelmesi gerekiyor. Özellikle Güneydeki Kürt örgütleri, hükümetini bu karardan vazgeçirebilmek için demokratik haklarını kullanmalıdır. Hükümetini eleştirebilmelidir. Kürtlere karşı kirli savaşa ortak olmamalıdır."
MA / Mehmet Şah Oruç

Kaynak: Mezopotamya Ajansı

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.