Ahmet Güneştekin: Roboski iktidarın güç pratiği oldu

Roboski Katliamı’nın iktidar açısından bir güç pratiği olduğunu belirten Sanatçı Ahmet Güneştekini, “Türkiye, Roboski davasında somutlaşmış cezasızlık politikasını onaylamış oldu” dedi. 

Ahmet Güneştekin: Roboski iktidarın güç pratiği oldu
25 Aralık 2019 Çarşamba 09:35

banner255

Savaş uçakları tarafından 28 Aralık 2011 yılında Şırnak’ın Uludere ilçesi Roboski köyü civarında yaptığı hava bombardımanında çoğu çocuk 34 köylünün yaşamını yitirmesinin üzerinden 8 yıl geçti. Devlet ve medyanın ilk anda “terörist” olarak lanse ettiği köylülerle ilgili hukuki süreçte tek bir sorumlu yargılanmadı. Ailelerin Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuru ise “Evrak eksikliği” gerekçesiyle reddedilerek üstü örtülmeye çalışıldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ise “İç hukuk yolları kapanmadığı” gerekçesiyle davayı reddetti. 

ROBOSKİ BİR KIRILMAYDI’

Yıllarca iktidarın göz yumduğu, yasal olmadığını bildiği bir uygulamaya artık göz yummamaya karar vermesinin bir sonucu olarak katliamın gerçekleştiğini belirten Görsel Sanatlar Sanatçısı Ahmet Güneştekin, Roboski’nin iktidar tarafından bir güç pratiği olduğunu kaydetti. Toplumsal hafıza üzerine çalışmalar yürüten Güneştekin, “Sonrasında daha önce yaşanan yaşam ihlallerinden daha yaygın bir şekilde çok farklı alanlarda tartışılmaya başlandı. İnsan hakları, çocuk hakları, adalet, hukuk, biyopolitika gibi birçok alanda konuşulmaya ve yazılmaya devam ediliyor. Roboski’de yaşananlar belki de gündelik sıradan yaşamlarımızda normalleştirdiğimiz şiddetin bir anda yaşamın akışını keserek bize gösterdiği bir şeydi, bir kırılmaydı” diye belirtti. 

‘ONLAR GİBİ DUYMAMIZ OLANAKSIZ’

Katliamın yaşandığı sürece dikkati çeken Güneştekin, yaşanan katliam kamuoyunda, medyada, parlamentoda ve sokaklarda bir öfke patlamasına neden olduğunu hatırlattı. İktidar yetkilileri oluşan tepkiyi hafifletmek için “Kaçakçıları terör örgütü üyesi sanıldıklarını ama yanıldıklarını” şeklinde açılamalar yaptığını anımsatan Güneştekin, “5233 sayılı kanun uyarınca devlet yetkilileri tek taraflı olarak parasal tazminat teklif ettiler. Aileler bu tazminatı kabul etmedi. Daha sonra iç hukuk yollarının kapandığına da kanaat getirerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdular ama başvuruları kabul edilmedi ve Anayasa Mahkemesi’nin kararını bozacak bir karara ulaşamadılar. Ailelerin acılarını bu noktada anlamaya çalışabiliriz ama yaşamadığımız bir şeyin acısını onlar gibi duymamız olanaksız” diye konuştu. 

‘HUKUK MEKANİZMALARI İŞLEMİYOR’

Hukuk mekanizmalarının bu tip davalarda adaletin sağlamasına yönelik işlemediğini vurgulayan Güneştekin, şöyle devam etti: “Adaletin sağlandığına dair bir inancın oluşması için sorumluların cezasız kalmaması gerekir elbette, öyle olsa bile böyle bir travmadan geri dönüş olmuyor. Hem aileler için hem de bizler yani üçüncü kişiler için. Faili çeşitli nedenlerle bulunamayan bu tür davalarda tanıklar ya da geride kalanlar için bir iyileşmeden bahsetmek gerçekten çok zor hatta imkânsız. İşte burada toplumsal hafızaya eklenecek bir durumdan söz edebiliriz. Türkiye’de demokrasiyi analiz etmek istediğimizde her şeyden önce onun şiddetle iç içe geçmiş tarihine bakmamız gerekiyor. Demokrasisinin çelişkilerine ve sınırlamalarına toplu olarak ışık tutan farklı şiddet biçimlerini gösteren çok sayıda vaka var ve Roboski bunlardan biri. Burada bahsettiğimiz hem bedenler hem de söylemler üzerinden üretilen şiddetin doğasındaki süreklilik. Bu şiddet aynı zamanda bireyler için tanınmama, görünmez olma, hatta ölüm ve yıkım mekanizmaları üzerinden yeni yoksulluk ve eşitsizlik biçimleri de üretir. Dolayısıyla yapısal bir sorundan bahsediyoruz burada.”

‘HAK İHALLALERİ GİDEREK DERİNLEŞİYOR’

Türkiye’de giderek derinleşen insan hakları ihlalleri yaşandığını sözlerine ekleyen Güneştekin, şunları ifade etti: “Bizler zamanla unuttuğumuz ya da sıradan yaşamlarımızın akışında er ya da geç unutacağımız için bu davaların cezasızlıkla sonuçlandığını söyleyemeyiz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Roboski davasında başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştu. Bu kararıyla Türkiye’nin Roboski davasında somutlaşmış cezasızlık politikasını da onaylamış oldu.” 

‘HUKUK İKTİDARI YARGILAYAMAZ’

Davanın iç hukukta sonuçlandığı varsayımı, ya da uluslararası hukukta biçimsel olarak reddedildiği söylemi nihai bir sonuç üretmekten uzak olduğunu dile getiren Güneştekin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu davaların failinin devlet olduğuna dair yaygın bir fikir birliğinin olmasının da bu davaların çözümünde engele dönüştüğünü düşünüyorum. Soru şu esasında: daha spesifik bir düşünceyle bombaları ateşleyen pilotları ya da onlara bu emri verdiğini düşündüğümüz kişilerin mi yargılanması gerekir yoksa iktidar aygıtının kendisi yani devlet burada fail olabilir mi?  Nurnberg mahkemeleri burada bakmamız gereken yer olabilir. Suçlu her zaman bireydir, hukuk mekanizması kişileri yargılar, düşünceleri ya da siyasi iktidarları değil. Çünkü hukuk mekanizmasında her suç bireysel ve somut olarak tanımlanır. Tanıklar ya da geride kalanlar açısında ailelerini kaybedenler açısından fail bulma zorunluğu kaçınılmaz, ama hukuk sistemi en çalışır haliyle bile buna ne kadar izin verecek sorumuz bu olmalı.”

‘HERKES HESAPLAŞMASINI KENDİSİ YAPMALI’

Herkesin iç hesaplaşmasını yapması gerektiğini paylaşan Güneştekin, şunları ifade etti: “Aktivist ya da eylemci olarak tanımlamıyorum kendimi ama bir sanatçı olarak benim için sanat politikayla ilgili estetik bir yorum değil asla, daha çok politik olanın estetik biçimde ifadesi olabilir. Dikkatlice planlanmış işler aracılığıyla, iktidar kurumlarının ve disiplin uygulamalarının meşruiyetini, bireyleri uyumluluk ve pasifliğe yönelten eğilimleri sorgulayan rahatsız edici ve düşündürücü sahneler yaratmak: Sanatçı olarak müdahalemin ana kanalı olarak ancak bunu tanımlayabilirim. Gündelik yaşamın dokusunda bir kopma yaratmak, yaşam deneyiminde kesinti oluşturmak, baskın ideolojiden uzaklaşmak, iktidarın gücüne karşı bireyin tekil ve maddi bedenselliğini, gerçekliğini vurgulamak olabilir. Benim kendime tanımladığım sorumluluk bu.” 

‘YAŞADIKLARIMIZI SORGULAMAK GEREKİYOR’

İktidar kavramının devlet aygıtının uygulamaları olarak değil, daha geniş anlamıyla, bireylerin, öznelerin iktidar ve güç ilişkilerini gündelik yaşamlarında ürettikleri mekanizmalar olarak kullanması gerektiğini sözlerine ekleyen Güneştekin, “Özneler bu üretime özgürce dahil olduklarında başlıyor süreç, her karar verişimiz, her düşünüşümüz bir işleve ve amaca yöneliyor. Belki de öncelikle gündelik yaşamın sıradan gibi göründen bu detaylarında yaşadıklarımızı sorgulamayla başlamak gerekiyor” dedi.

MA / Erdoğan Alayumat


Kaynak: Mezopotamya Ajansı

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.