'Tırnak ve diş fırçasıyla girilmesi gereken Sur'a dozerlerle girildi'

'Sur’u rüyasında bile göremeyen bir devlet mekanizması, Ankara’da Koruma Kurulu Planı’yla projeler uydurup, hiç görmedikleri bir alana uydurmaya çalışıyor.'

'Tırnak ve diş fırçasıyla girilmesi gereken Sur'a dozerlerle girildi'
01 Aralık 2019 Pazar 13:06

Yakılıp yıkılan ve hala 6 mahallesi yasaklı tarihi Sur ilçesine diş fırçalarıyla arkeologların girmesi gerekirken, dozerlerle müteahhitlerin konulduğunu belirten TMMOB Diyarbakır İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Doğan Hatun, “Sur, 103 günlük çatışmalı dönemde değil, sonraki 4 yıllık süreçte yıkıldı” dedi. 

Hükümetin 2013 yılında Kürt sorununa dair başlatılan “çözüm süreci”ne son vermesi akabinde bölgenin birçok kentinde 2015 sonbaharında “öz yönetim” talebiyle yayılan eylemselliklerin adreslerinden biri Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesi oldu. 

İlçede ilki 24-25 Kasım 2015 tarihinde uygulanan iki gün süreli yasak sırasında Dört Ayaklı Minare başta olmak üzere birçok eserin zarar görmesi üzerine Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, operasyonların durdurulması talebiyle açıklama yaptığı Dört Ayaklı Minare’nin önünde ensesine isabet eden bir kurşunla hayatını kaybetmişti. Elçi’nin öldürülmesi sonrasında 2 Aralık 2015’te ilçenin Cevatpaşa, Fatihpaşa, Dabanoğlu, Hasırlı, Cemal Yılmaz ve Savaş mahallelerinde “sokağa çıkma yasağı” ilan edildi.

Yasakla birlikte bu mahallelerde yaşayanlar zorla göç ettirilip, operasyona başlandı. Yasak kapsamına alınan altı mahallenin nüfusu adrese dayalı nüfus verilerine göre 22 bin 323’tü. 

103 gün süren operasyon sırasında resmi rakamlara göre 2 yüzbaşı ve 2 teğmenin de aralarında bulunduğu 53 asker, 17 polis ve 1 korucu olmak üzere toplam 71 devlet görevlisi yaşamını yitirdi. En az 392'si asker, 128'i polis, 3'ü korucu olmak üzere toplam 523 kişi ise yaralandı. Bu süre zarfında aralarında YPS ve YPS-JÎN üyelerinin de olduğu 73 kişinin cenazesine ulaşıldı. Sur’da başlatılan kuşatmayı protesto eylemlerinde ise 11 kişi öldürüldü.

Yaşanan bu ölümlerin yanı sıra ilçedeki Kurşunlu Camii, Hacı Hamit Camii, Paşa Hamamı, Mehmet Uzun Evi, Ermeni Katolik Kilisesi ve Dört Ayaklı Minare gibi kimi tescilli yapılar başta olmak üzere birçok tarihi eser ağır hasar gördü.  

SUR DAVASI

Sokağa çıkma yasağı ve çatışmalar nedeniyle aylarca ilçede mahsur kaldıktan sonra 2016 yılının Şubat ve Mart aylarında taliye edilen, aralarında HDP Milletvekili Remziye Tosun'un da bulunduğu 40 kişiden 32’si tutuklanmıştı. Şu an 19'u tutuklu 40 kişi hakkında "Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak", "örgüt üyesi olmak" ve  “örgüt propagandası yapmak” suçlarından açılan dava Diyarbakır 5'inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. İlk duruşmasın 28 Aralık 2017’de başlanan davanın son durulması ise 8 Ekim 2019'da görüldü

YÜZDE 62’Sİ DAHA SONRA YIKILDI

Operasyonların sona ermesinin ardından Suriçi’ndeki 7 bin 714 parselin 6 bin 292’si için Bakanlar Kurulu tarafından 21 Mart 2016’da “acele kamulaştırma” kararı alındı. Diğer parseller önceki kentsel dönüşüm sürecinde kamulaştırıldığı için bu karara dâhil edilmedi. 103 gün süren çatışmalar sırasında yüzde 10’u yıkılan Sur’un, yüzde 62’si ise bu karar sonrasında yıkıldı. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Toledo gibi olacak” dediği Sur’da tarihi dokuya uygun olmayan evler inşa edildi.

1461 GÜNDÜR YASAKLI

Yüzde 72’si yıkılan ilçenin 6 mahallesi bugün hala yasaklı. 1461 gündür süren yasak boyunca 6 mahalleye iş makineleri ve müteahhitler dışında bugüne kadar kimse sokulmadı.

TMMOB Diyarbakır İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Doğan Hatun, yasaklı Sur’daki yıkımı değerlendi.

Hazırladıkları raporlara da yansıttıkları gibi çatışmaların yaşandığı dönemde Sur’un sadece yüzde 10’unu yıkıldığını söyleyen Hatun, “Yasağın bitiminden sonraki süreçte Sur’un haritan silinişi süreci başlatıldı. Devlet eliyle bilerek ve isteyerek sistematik olarak 6 mahallenin tamamı ortadan kaldırıldı. Aslında Sur, 103 günlük çatışmalı süreçte yıkılmadı, ondan sonraki 4 yıllık süreçte yıkıldı” diye belirtti.

‘SUR’U RÜYASINDA GÖREMEYENLER KARAR VERİYOR’

Devletin 4 yıldır üstlendiği Sur’u inşa etme girişiminin boşa çıktığını ifade eden Hatun, nedenini şöyle açıkladı: “Hiçbir yerel sivil toplum örgütü ve halk bu işin başında yer almadı. Sur’u rüyasında bile göremeyen bir devlet mekanizması, Ankara’da Koruma Kurulu Planı’yla projeler uydurup, hiç görmedikleri bir alana uydurmaya çalışıyor. En temel eksiklikleri burası. Sur’un dışında, Sur’u yaşamamış, bilmemiş, Sur üzerinde iki cümleyi bir araya getiremeyen bir devlet, burada Sur’u inşa etmeye çalışıyor.”

Hatun, çatışmanın bittiği günden beri bu duruma engel olmak için 10’dan fazla başburu yapmalarına rağmen tüm başvurularının reddedildiğini de ekledi.

TIRNAKLA MÜDAHALE EDİLMELİYDİ’ 

Arkeolojik sit alanı konumunda olan bölgeye tırnak ve diş fırçasıyla müdahale edilmesi gerekirken dozer ve diğer büyük iş makinalarıyla girildiğini belirten Hatun, yine arkeolog, mühendis ve mimarların girmesi gereken Sur’a yalnızca müteahhitlerin sokulduğunu kaydetti.

Hatun, yasaklı mahallelerde inşa edilen evlere dair ise  “Diyarbakır Evi dedikleri betonarme yapı üzerine tuğla koymuşlar, bazaltlama yapmışlar. Bazalt taşları Diyarbakır bazaltı bile değil. Sur’u var eden Diyarbakır’ın bazaltıdır ama Kayseri’den getirmişler bazaltı. O bazaltlar da şuan dökülmüş durumda. Döküldüğü için de açamıyorlar yeni yapıları. Bu da şunu gösteriyor; amaç tarihi yaşatmak değil, rant elde etmek. Birkaç yandaş müşahidi zenginleştirmek. Evler hiçbir şekilde tarihi dokuya uygun değil. Yapılan yapılar Sur’da oturan halkın alabileceği fiyatlarda değil bir kere. Zira 600-700 bin TL’den bahsediliyor” ifadelerini kullandı.

‘600 TESCİLLİ YAPI VARDI SUR’DA’

Hatun, tarihi dokunun üzerine asfalt dökülmesine de öfkeli. 

“Binlerce yıllık tarihin üzerine asfalt döktüler. Yapılanlar Sur’u yok etmeyi, intikam almayı amaçlamakta” diyen Hatun, meslek örgütü olarak Sur’a dair sürecin dışında bırakılmalarına ve Koruma Kurulu’nun yaklaşıma şu sözlerle tepki gösterdi: “Biz bu kentin en büyük bileşeniyiz. Kaldı ki Sur’la ilgi bu kentte siyasi partilerden, devletten daha çok konuşma hakkına sahibiz. Ama hiçbir şekilde ne bir talebimiz yerine getiriliyor ne de Sur’u görmemize izin veriliyor. Sur’a yaklaşmamıza izin verilmiyor. 500-600’e yakın tescilli yapı vardı burada. Ama Koruma Kurulu şunu söylüyor; binalar yıkılmış tescil süreci tükenmiştir. Fakat binalar yıkılmamıştı. 9 Mart 2015’e kadar binalar yıkılmamıştı. Senin görevin, o esnada devlete ‘hayır siz bu şekilde yıkamazsınız’ demekti. O zaman demek ki burada Koruma Kurulları formalite kurumlarmış.” 

‘DEVLET SUR’U HALKA BIRAKISIN’

4 yıldır halktan saklansa da devletin Sur’u halka bırakması gerektiğini söyleyen Hatun, “Sur’un yeniden inşasında ilçe halkına her türlü teknik donanımı elimizden geldiğince vermeye hazırız. Hiçbir şekilde geç kalınmış değil. Evet, yıkımları engelleyemedik ama yeni bir inşa sürecini halkla birlikte başarabiliriz. Devlet samimiyse halka bıraksın. Halka ne gerekiyorsa yapsın. Betonu, çimentosu bazaltı getirsin, teknik kısmını biz üstleniyoruz. Sur’un yıkılmadan önceki bütün haritaları, sokak görüntüleri elimizde var. Koruma Amaçlı İmar Planları Projesi hepsi bizde mevcut. Eğer gerçekten isteniyorsa projenin aynısını halka birlikte gönüllülük esasına göre yapmaya hazırız. Yeter ki bu yasakları kaldırsınlar. Halk gelsin parseli neyse kendi evini yapsın” diye konuştu.

KİRA YARDIMI KESİLDİ

Sur’un bugün yıkılmış mahallerinden biri olan Hasırlı Mahallesi’nde ikamet edenlerden biri Mehmet Keskin (65).
 
5 çocuk babası olan Keskin, bu mahallede doğup büyümüş. Ancak doğup büyüdüğü yerlerden zorla çıkarıldığını, evinin ise yerle bir edildiğini söyleyen Keskin, o dönem yaşadıklarına “Olaylar olduğu zaman bizi evlerimizden zorla çıkardılar. Kiracılığın ne olduğunu bilmiyorduk. Evimiz yıkıldı, perişan olduk. Ben ve çocuklarım aç olarak yattığımız günler oldu. Bizim aç yattığımızı biliyor musun Sayın Cumhurbaşkanı? Aç yatmış mı bizim gibi, açlığın ne olduğunu biliyor mu? Bilmez. Bir de çıkıp diyor ki; Müslümanım. Böyle bir Müslümanlık nerede görülmüş. Ben sahursuz oruç tutup, ekmek ve çayla iftarımı açıyordum. Kendisi bunları biliyor mu?” sözleriyle isyan ediyor.

65 YAŞINDAKİ KESKİN: SUR’U ÖZLÜYORUM

Sur’da geçirdiği zamanların paha biçilmez olduğunu, yıkımla beraber yaşamlarının da yok edildiğini söyleyen Keskin, öncesini ise şu sözlerle dile getirdi: “Yıkılmadan önceki yaşamımız güzeldi. Rahattık, huzurluyduk. Buradan çıktık perişan olduk. Kendileri Meclis’te, karınları tok. Diyorlar ya hani tokun açtan haberi yok. Bütün yetkililere sesleniyorum. Birazda kendi halklarınıza bakın. Kendi vatandaşlarınıza bakın, dertlerini dinleyin. Kendi vatandaşın derdini dinlemeyen bir devleti ben ne yapayım? Kendi halkına sahip çıkmayan, kendi vatandaşını mağdur eden devleti ben ne yapayım?  Kaç aydır kira veremiyoruz. Günde 30 liraya çalışıyorum. Sur’u özlüyorum. Huzurum vardı, açlık çekmiyordum. Komşularım vardı. Açtıkları yara geçmez. Yaralı sadece yarasını bilir. Mahallemiz yok oldu. Ben Hasırlı’da doğup büyüdüm. Çocukluğum orada geçti. Burada Tahir Elçi’yi öldürdüler faili meçhule gitti. Sayın Cumhurbaşkanı ve tüm Meclistekilerine de sesleniyorum. Koltuk sevdasına düşmüşsünüz hepiniz. Halkınızı unutmuşsunuz. Burada yapılan evler bizim gibi yoksullara değil, zenginlere yapılıyor.”

‘ÇOK GÜZEL AVLU VE BAHÇELER GİTTİ’

Alipaşa Mahallesi’nde yaşayan Emrah Kaçmaz da, Sur’da tanık olduklarını bir an olsun unutamadığını belirtiyor.

Yaşadıkları evlerden Sur’dan bugün geriye bir şey almadığını söyleyen Kaçmaz, “Sur’ı Toledo yapacaklardı. Kimsenin bizim memleketimizi bir yere benzetmesine gerek yok. Nerede eski evler, nerede yenileri… Eski evlerde tarih vardı. Bir emek ve göz nuru vardı. Eskilerin yerini hiçbir şey alamaz” dedi.  

Eski evlerinin 30 bin lira karşılığında ellerinden alındığını kaydeden Kaçmaz, yıkılan evlerinin üzerine ev inşa edilen yeni evlerin ise 450 bin liraya satılacağını duyduklarını ifade etti.

‘SUR’DA ÇOK MUTLUYDUK

Sur’da doğduğunu belirten 42 yaşındaki Veysi Kopoğlu ise, çatışmalar başladığında hiçbir şey alamadan Hasırlı Mahallesi’ndeki evlerinden çıkmak zorunda kaldıklarını anlattı.

Yapılan kira yardımının kesilmesi nedeniyle 10 aydır mağdur olduklarını söyleyen Kopoğlu, “Bizden yeni yapılan evler için para istiyorlar ama gücümüz yok. Sur’da yaşadığımız dönem çok mutluyduk. Neşemiz vardı. Kiracılığın ne olduğunu bilmiyorduk. Yıkımdan sonra umutlarımız, hayallerimiz yok oldu” ifadelerini kullandı.

(MA / Fethi Balaman)


Kaynak: Artı Gerçek

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.