Tahir Elçi davası 'reddi' istenen heyet ile başladı

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi'nin öldürülmesine ilişkin açılan davanın 2’nci duruşması polis önlemleri altında başladı.

Tahir Elçi davası 'reddi' istenen heyet ile başladı
03 Mart 2021 Çarşamba 14:02

banner255

Diyarbakır’da sokağa çıkma yasaklarının yaşandığı Sur ilçesi Dört Ayaklı Minare önünde 28 Kasım 2015’te öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi cinayetine ilişkin açılan davanın 2’nci duruşması başladı.

Sanık polisler F.T., S.T. ve M.S. ile Uğur Yakışır hakkında açılan dava Diyarbakır 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. Elçi'nin avukatlarının hazır bulunduğu duruşmaya, sanık polisler de bulundukları kentlerden SEGBİS’le katıldı. Duruşmaya, Elçi ailesi, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Semra Güzel, Mahmut Toğrul, Dersim Dağ, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Özgür Özel, milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Alpay Antmen, insan hakları savunucuları, Hollanda Büyükelçiliğinden Sera Aleksandr Marshall ve birçok kentin baro temsilcileri katıldı. 

Duruşma, avukatların, bir önceki duruşmada reddi hakim talebinde bulunduğu heyet tarafından görülüyor. Avukatların bu talebi kabul edilmemişti. 

'DEVLETİN SORUMLULUĞU AÇIĞA ÇIKARMAKTIR'

Adliye önünde açıklamada bulunan Özgür Özel, devletin adaleti tecelli etmesi gerekir diyerek, "Bu noktada biz davayı takip etmeye devam edeceğiz, tüm sivil toplum örgütlerini, bütün itiraz edenleri bu davaya sahip çıkmalarını söylüyor, herkesi buraya davet ediyoruz" dedi.

SANIKLAR İÇİN HANGİ CEZALAR İSTENİYOR?

İddianamede, sadece "bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek” suçlaması yöneltilen tutuksuz sanık polisler M.S., F.T. ile S.T. hakkında 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası istendi. Firari sanık durumunda olan ve örgüt üyesi olduğu belirtilen Uğur Yakışır ise Tahir Elçi'yi "olası kastla öldürmek”le suçlandı. İddianamenin, olay esnasında yaşamını yitiren Mahsum Gürkan ile birlikte ateş açtıkları iki polis memurunun hayatlarını kaybettiği olayla birleştirilmesi üzerine Uğur Yakışır’a ayrıca "2 polisi öldürmek, ülke birliğini ve bütünlüğünü bozmak, polis memuru S.T.'yi öldürmeye teşebbüs, izinsiz silah bulundurmak” suçlamaları yöneltilip, toplamda 3 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 45 yıl hapis cezası talep edildi.

ÖLÜLERİN SESLERİ 

 

Duruşmada müşteki sıfatıyla söz alan Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi, ilk duruşmada mahkeme heyetinin tavrını eleştirerek, “132 gün önce gerçekleşen davada meramımızı anlatacaktık, fakat saygı duyduğumuz makam bizi dışarıya atmakla tehdit etti. Makamınıza birilerini salondan atma olanağı tanındığını bilebilecek durumdayız, fakat bir yetki vicdani ve empati gibi değerlerden uzaklaştığında, ortada iletişimi koparacak ve güveni sarsacak bir güç kalır. Oysa hukuk düzeni, güven duygusu içinde bir yaşamı vadeden bulunmaz bir nimettir. Benim gibi bir mağduru dışarıya atmakla tehdit etmek, oldukça kolay bir davranıştır. Çünkü arkanızda bir mülkün devasa gücü var. Bizim arkamızda ne devlet gücü ne devlerin gücü ne de sırtımızı yaslayacağımız duvarlarımız var. Bizimle sürekli beraber yürüyen ölülerin sesleri var, hepsi o kadar. Fakat bu da bilinmelidir ki bir mülk ancak ve ancak adaletle güçlenir, adaletle ayakta kalabilir” ifadelerini kullandı.

'KEYFİLİK VİCDANLARI YARALAR'

Adaletin gerçekleşme olanağının bu salonda olduğunu, bunu gerçekleştirme yükümlülüğünün de mahkeme heyetine ait olduğunu sözlerine ekleyen Elçi, “Bir yargı makamı kendini adaletin hizmetinde değil de devletin bir memuru olarak görüyor ve sanık sandalyesinde devletin menfaati için çalıştığını iddia eden polisleri yargılama hususunda hassas davrandığını hissettiriyorsa, bunun keyfi bir yaklaşım olduğu, keyfiliğin vicdanları yaraladığı da bilinmelidir” diye belirtti. 

‘KİMSENİN DUR DİYEMEDİĞİ ANDA KATLEDİLDİ'

Türkan Elçi, konuşmasının devamında şunları söyledi: “Bugün bizi bu salonda bir araya getiren cinayet dosyasında maktul olarak yer alan, koca bir şehrin baro başkanı, ömrünü cezasızlıkla mücadeleye adamış Tahir Elçi, toplumun kaosa sürüklendiği, sokaklarda bombaların patlatıldığı, silahların gece gündüz susmak nedir bilmediği, masum insanların zarar gördüğü bir gidişata hiç kimsenin cesaret edip dur diyemediği bir anda, sadece kendi insani duygularının etkisiyle ve savaşa karşı durmak gerektiğine olan inancıyla son sözlerini dile getirdiği anda katledildi.

 

CEZALANDIRMAMA SUÇLULUK YÜKLEYECEKTİR

 

Bugün bu salonda bunu içtenlikle dile getirmek isterim ki bir insan olarak insanların ölümünden duyulan mahcubiyeti yüreğinde hisseden bir baro başkanını katledenlerin cezalandırılması yönünde mücadele etmememiz de bize kefareti ödenemez bir suçluluk yükleyecektir. Bu talep bir eşin talebi olduğu kadar, bir suçun cezasız kalmaması için sıradan bir vatandaşın insani bir talebi olarak da kabul edebilirsiniz. Yaşanan insanlık dramının karşısında kendini sorumlu hisseden birinin, kaosa mahal verecek şiddet dilini reddederek savaşa karşı olduğunu, savaşın taraflarından çekinmeden samimiyet ve cesaretle dile getirdiği esnada katledilmesi, toplumda yankı bulmuş, ölümü esefle karşılanmıştır.

 

Bugün bizi bu salonda bir araya getiren cinayetin acısını dile getirip, faillerin cezalandırılmasını talep ettiğim kadar, bu menfur cinayetin toplumun üzerindeki tezahürünün de göz ardı edilmemesi gerektiği hususuna dikkat çekerek, adaletin tecelli edeceği beklentisinin toplumun umudu haline geldiğini de belirtmek isterim.

 

SUÇUN TAKSİREN OLDUĞU İNANDIRICI DEĞİLDİR

 

Sonu bir mabedin ayakları altında dramla biten bir senaryonun yazarlarının bulunup cezalandırılması, huzur ve güven içinde bir ülkede yaşamamız açısından elzemdir. O daracık sokakta başrolleriyle, figüranlarıyla oynanan oyunun senaristinin, yönetmeninin, kurşunu sıkanın bilinemeyeceği veya işlenen suçun taksiren olduğu inandırıcı değildir. Hukuk devleti ilkesi gereği, yaşadığımız mağduriyetin hukuksal çözümünü yargı mekanizmasına bırakmayı gerektirir. Yetkililerin yaşanan mağduriyet karşısında sessiz kalması, olanakların adaletin tecellisi için kullanılmaması, hukuka ve makamlara olan güveni zedeler.

 

YARGI YARALARI ONARMAYLA MÜKELLEFTİR

 

İşlenen cinayetle kanayan yaranın onarılma görevinin yargıya düştüğü, kamu düzeninde karşılaşılan her türlü haksızlığın yargı makamlarınca çözülebileceği, adaleti tesis edebilme rolüyle toplumsal barışın ve huzurun sağlanacağı unutulmamalıdır. Yargı toplumsal yaraları adaletle onarma işleviyle mükelleftir. Yargı makamlarının adalet dağıtıcısı olarak tanrısallaştırılmış işlevini yerine getirmemesi, suçluların cezalandırılmaması neticesinde yargı hanesinde tarih boyunca hatırlanacak bir leke olarak yerini alacaktır.”

Elçi, davaya katılmaya yönelik karar verilmesini talep etti.

Duruşma devam ediyor.

NE OLMUŞTU?

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, Diyarbakır’da sokağa çıkma yasaklarının yaşandığı Sur ilçesi ve Dört Ayaklı Minare’nin çatışmalardan gördüğü tahribata karşı 28 Kasım 2015’te yaptığı açıklamanın ardından öldürüldü. Elçi cinayetinin olay yeri incelmesi 4 ay sonra, 17 Mart 2016'da yapıldı. Daha önce tespit edilen 83 delilden sadece 43’ü toplandı. En önemli delilerden sayılan Elçi'yi öldüren mermi çekirdeği bulunmadı. Elçi’nin vurulma anının da olduğu polis kamerası görüntülerinde 13 saniyelik, aynı sokakta bulunan PTT Şubesi’ne ait 5 no'lu güvenlik kamerası kayıtlarında ise 17 dakikalık görüntünün kesildiği ortaya çıktı. Başka bir işyerine ait dört kameradan üçü çalışırken, cinayet mahallini gören dördüncü kameranın ise çalışmadığı öne sürüldü. Soruşturmanın başında Elçi’ye doğru ateş ettikleri kamera görüntülerine yansıyan 4 polis “tanık” olarak dinlendi.

ÜNİVERSİTE ATEŞ EDENLERİ TESPİT ETTİ

Diyarbakır Barosu, gazetecilerin çektiği olay yerine ait görüntüleri Londra Üniversitesi Adli Mimarlık Bölümü Forensic Architecture’a gönderdi. Üniversite hazırladığı raporda, fail olarak tespit ettiği 3 polisten birine ‘kesin fail’ olarak işaret etti. Ancak savcılık bu raporu dikkate almayarak ATK’den rapor istese de ATK rapor hazırlamadı.

Birçok toplanmamış delile rağmen 4 buçuk yıl sonra soruşturma tamamlandı. Diyarbakır 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilen iddianameyle tutuksuz yargılanan sanık polisler F.T., S.T. ile M.S.’nin "bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek"ten 3 yıldan 9 yıla kadar hapsi isteniyor. Firari sanık Uğur Yakışır hakkında ise hem Elçi hem de aynı gün öldürülen polisler Cengiz Erdur ve Ahmet Çiftaslan cinayetleri suçlamasıyla üç kez ağırlaştırılmış müebbet ve 45 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor. Ayrıca sanık Yakışır hakkında 15 Eylül'de hazırlandığı ve dava dosyasına konulduğu ortaya çıkan yeni iddianameyle de “devletin birliğini bozmak” ve “Kasten öldürmek” suçlarından ceza isteniyor.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.