Leyla Güven: İktidar bizi ve seçmenlerimizi cezalandırmak istiyor

Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven, cezaevinden sorularımızı yanıtladı.

Leyla Güven: İktidar bizi ve seçmenlerimizi cezalandırmak istiyor
12 Ağustos 2018 Pazar 09:13

HDP’den Hakkari milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmeyen Leyla Güven, tutuklamasına gerekçe olan suçlamaları hatırlatarak, “Bir siyasetçiye neden konuştun’ diyerek hapsediyorlar. Bizi ve seçmenlerimizi cezalandırıyorlar” dedi. Türkiye’de yaşanan hak ihlalelerini sıralayan Leyla Güven, sürecin seyrini ancak birlikte mücadelenin değiştireceğinin altını çizdi.

24 Haziran seçimlerinde Hakkari’den milletvekili seçilen Leyla Güven o tarihten bugüne tutuklu. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı olarak yaptığı açıklamarla suçlanan Güven’in tutukluluğuna yapılan itiraz sonrası Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi önce tahliye kararı verdi. Savcılık tahliye kararına itiraz edince Güven’in tutukluluk halinin devamına karar verildi. Tutukluluk kararını veren mahkeme Güven’in tahliyesine karar veren Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesiydi!

Bu arada milletvekili seçildiği ve dokunulmazlık kazandığı için Güven’in tahliye edilmesi gerektiğini belirten avukatların talepleri de reddedildi. Bir süre sonra da Güven’e Kürtçe şarkı söylediği için 1 ay görüş yasağı getirildi. Avukatların Yargıtay’a yaptıkları başvurunun sonucunu bekleyen Güven hala Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunuyor. Leyla Güven, cezaevinden sorularımızı yanıtladı.

GÜVEN’İN DURUMU HUKUKUN HALİNİN ÖZETİ

Tutukluluk gerekçelerinizi, cezaevini, aldığınız şarkı söyleme cezasını konuşacağız ama önce tahliye edilmeden yeniden tutuklanmanızı soralım. 29 Haziran’da hakkınızda önce tahliye kararı verildi, sonra tahliye edilmeden tutuklandınız... Siz bekliyor muydunuz tahliye kararını, ya da yeniden tutuklama kararını?
29 Haziran’da avukatım geldi ve bana tahliye evraklarımı verdi. Ben hiç beklemiyordum. Zaten koğuşta da ‘boşuna beklentiye girmeyin, bırakmazlar’ diyordum. Yanılmadım, önce tahliye durduruldu, ardından işler kuralına uygun hale getirildi, yeniden tutukllandım. Dolayısıyla şaşırmadım.

Kürt siyasetçiler için bu yargılama tarzı sıradanlaştı. Eğer milletvekili olmasaydım, mahkemede bırakılabilirdim. Başka birçok örnek var buna benzer. Bu kararlarla Türkiye halkları için yargıya olan güven azaldı diyebiliriz. Ama bu Kürt halkı için yeni değil. Yeni dönemden bir beklentim yok açıkçası, AKP’nin mevcut zihniyetiyle bu konuda bir gelişme yaratacağını düşünmüyorum. Değişimi, ortaya koyacağımız mücadele belirleyecektir.

DOKUNULMAZLIK MESELESİ BİZDE FARKLI İŞLİYOR

24 Haziran seçimleri sonrası milletveli seçilerek dokunulmazlık hakkı kazandınız ancak buna rağmen hukuk işletilmedi, tahliyeniz gerçekleşmedi. Başkaca hukuksuz süreçler de gündem oldu. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu süreci?
Son yüzyılın Türkiye tarihine baktığımızda yargının her zaman siyasi erkin denetiminde olduğunu, bağımsız bir kurum olarak çalışmadığını görüyoruz. Kuşkusuz hiçbir zaman bu günkü kadar aleni bir ihlal olmamıştı. Tarih içinde bu duruma yönelik birçok örnek verilebilir elbette. Fakat ben  daha çok günümüzde yaşanan duruma ilişkin örnekler verebilirim. Bir Kürt siyasetçi olarak, yargının Kürt siyasi hareketine ve temsilcilerine çok daha özel yöntemlerle uyguladığını belirtmeliyim. Bu konuda epey başarılı olduklarını da kabul etmek gerekiyor. Örneğin milletvekili seçilen kişinin Anayasanın 83. Maddesi gereği yargılandığı davanın durdurulması ve kişi tutukluysa tahliye edilmesi gerekiyor. 2011 seçimlerinde birçok partiden tutuklu bulunan “kişiler” siyasetçiler vekil olarak seçildi. MHP ve CHP’den seçilen vekiller serbest kalırken, emsal karara rağmen partimizin milletvekili iki buçuk yıl cezaevinde kaldılar. Bu durum biz Kürtlere yönelik “Kürt özel” bir hukukun geliştirildiğini göstermektedir. Dolayısıyla benim şu anki durumum bundan farklı değil.

Yine dokunulmazlık meselesi bizde farklı işliyor. Yürüttüğümüz politikalar, faaliyetler iktidarın hoşuna gitmiyorsa güvenlik güçlerinin sana  yaklaşımı bile şiddete varacak düzeyde oluyor. Çeşitli basın açıklaması ve yürüyüşlerde vekil arkadaşlarımızın hedef alınarak şiddete maruz kaldıkları gaz kapsülü vb. silahlarla yaralandıkları bilinmektedir. Kuşkusuz bu baskılar sadece yargı alanıyla sınırlı kalmayıp yaşamın tüm alanlarına sirayet ediyor.

Şunu da söylemeliyim; 24 Haziran’da Hakkari’den milletvekili seçildim, Hakkari halkının ortaya koyduğu gayret ve çabadan dolayı kendilerini kutluyorum. Tüm engellemelere rağmen halk başarılı oldu. Tahliye olmamı bekliyorlar, umarım bu hukuksuzluk fazla devam etmez.

BİR SİYASETÇİYE ‘NEDEN KONUŞTUN’ DİYORLAR

HDP’den Hakkari milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmeyen Leyla Güven, tutuklamasına gerekçe olan suçlamaları hatırlatarak, “Bir siyasetçiye neden konuştun’ diyerek hapsediyorlar. Bizi ve seçmenlerimizi cezalandırıyorlar” dedi. Türkiye’de yaşanan hak ihlalelerini sıralayan Leyla Güven, sürecin seyrini ancak birlikte mücadelenin değiştireceğinin altını çizdi.

24 Haziran seçimlerinde Hakkari’den milletvekili seçilen Leyla Güven o tarihten bugüne tutuklu. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı olarak yaptığı açıklamarla suçlanan Güven’in tutukluluğuna yapılan itiraz sonrası Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi önce tahliye kararı verdi. Savcılık tahliye kararına itiraz edince Güven’in tutukluluk halinin devamına karar verildi. Tutukluluk kararını veren mahkeme Güven’in tahliyesine karar veren Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesiydi!

Bu arada milletvekili seçildiği ve dokunulmazlık kazandığı için Güven’in tahliye edilmesi gerektiğini belirten avukatların talepleri de reddedildi. Bir süre sonra da Güven’e Kürtçe şarkı söylediği için 1 ay görüş yasağı getirildi. Avukatların Yargıtay’a yaptıkları başvurunun sonucunu bekleyen Güven hala Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunuyor. Leyla Güven, cezaevinden sorularımızı yanıtladı.

GÜVEN’İN DURUMU HUKUKUN HALİNİN ÖZETİ

Tutukluluk gerekçelerinizi, cezaevini, aldığınız şarkı söyleme cezasını konuşacağız ama önce tahliye edilmeden yeniden tutuklanmanızı soralım. 29 Haziran’da hakkınızda önce tahliye kararı verildi, sonra tahliye edilmeden tutuklandınız... Siz bekliyor muydunuz tahliye kararını, ya da yeniden tutuklama kararını?
29 Haziran’da avukatım geldi ve bana tahliye evraklarımı verdi. Ben hiç beklemiyordum. Zaten koğuşta da ‘boşuna beklentiye girmeyin, bırakmazlar’ diyordum. Yanılmadım, önce tahliye durduruldu, ardından işler kuralına uygun hale getirildi, yeniden tutukllandım. Dolayısıyla şaşırmadım.

Kürt siyasetçiler için bu yargılama tarzı sıradanlaştı. Eğer milletvekili olmasaydım, mahkemede bırakılabilirdim. Başka birçok örnek var buna benzer. Bu kararlarla Türkiye halkları için yargıya olan güven azaldı diyebiliriz. Ama bu Kürt halkı için yeni değil. Yeni dönemden bir beklentim yok açıkçası, AKP’nin mevcut zihniyetiyle bu konuda bir gelişme yaratacağını düşünmüyorum. Değişimi, ortaya koyacağımız mücadele belirleyecektir.

DOKUNULMAZLIK MESELESİ BİZDE FARKLI İŞLİYOR

24 Haziran seçimleri sonrası milletveli seçilerek dokunulmazlık hakkı kazandınız ancak buna rağmen hukuk işletilmedi, tahliyeniz gerçekleşmedi. Başkaca hukuksuz süreçler de gündem oldu. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu süreci?
Son yüzyılın Türkiye tarihine baktığımızda yargının her zaman siyasi erkin denetiminde olduğunu, bağımsız bir kurum olarak çalışmadığını görüyoruz. Kuşkusuz hiçbir zaman bu günkü kadar aleni bir ihlal olmamıştı. Tarih içinde bu duruma yönelik birçok örnek verilebilir elbette. Fakat ben  daha çok günümüzde yaşanan duruma ilişkin örnekler verebilirim. Bir Kürt siyasetçi olarak, yargının Kürt siyasi hareketine ve temsilcilerine çok daha özel yöntemlerle uyguladığını belirtmeliyim. Bu konuda epey başarılı olduklarını da kabul etmek gerekiyor. Örneğin milletvekili seçilen kişinin Anayasanın 83. Maddesi gereği yargılandığı davanın durdurulması ve kişi tutukluysa tahliye edilmesi gerekiyor. 2011 seçimlerinde birçok partiden tutuklu bulunan “kişiler” siyasetçiler vekil olarak seçildi. MHP ve CHP’den seçilen vekiller serbest kalırken, emsal karara rağmen partimizin milletvekili iki buçuk yıl cezaevinde kaldılar. Bu durum biz Kürtlere yönelik “Kürt özel” bir hukukun geliştirildiğini göstermektedir. Dolayısıyla benim şu anki durumum bundan farklı değil.

Yine dokunulmazlık meselesi bizde farklı işliyor. Yürüttüğümüz politikalar, faaliyetler iktidarın hoşuna gitmiyorsa güvenlik güçlerinin sana  yaklaşımı bile şiddete varacak düzeyde oluyor. Çeşitli basın açıklaması ve yürüyüşlerde vekil arkadaşlarımızın hedef alınarak şiddete maruz kaldıkları gaz kapsülü vb. silahlarla yaralandıkları bilinmektedir. Kuşkusuz bu baskılar sadece yargı alanıyla sınırlı kalmayıp yaşamın tüm alanlarına sirayet ediyor.

Şunu da söylemeliyim; 24 Haziran’da Hakkari’den milletvekili seçildim, Hakkari halkının ortaya koyduğu gayret ve çabadan dolayı kendilerini kutluyorum. Tüm engellemelere rağmen halk başarılı oldu. Tahliye olmamı bekliyorlar, umarım bu hukuksuzluk fazla devam etmez.

BİR SİYASETÇİYE ‘NEDEN KONUŞTUN’ DİYORLAR

Hakkınızda tahliye kararı verildi, tahliye edilmeden yeniden tutuklandınız... Peki nedir tahliyenize engel suçlamalar?
22 Ocak 2018’de gözaltına alındım. 10 gün gözaltında kaldıktan sonra tutuklandım. Tutuklanma  gerekçem AKP iktidarının politikalarını eleştirmektir. O dönem Afrin’e dönük söz söyleyen herkes tutuklanıyordu. DTK’de kamuoyuna açık olarak yürüttüğüm bütün faaliyetler suç sayılarak iddianame hazırlandı. AKP varlığımızı kendisi için büyük bir tehlike olarak görüyor. Örneğin bir eczacıya ‘Neden ilaç satıyorsun’, bir manava ‘Neden meyve satıyorsun’ demek ne kadar abes ise bir siyasetçiye de ‘Neden konuştun’ demek ve bundan dolayı tutuklanmak da o kadar abestir. Biz muhalif bir kimlikle siyaset yürütüyoruz ve iktidarın politikalarını eleştiriyoruz. İktidar ise bize ve seçmenlerimize ceza vermek istiyor. Başta vekil arkadaşlarımız olmak üzere birçok partili arkadaşımız tutuklu. Bu olağan bir durum değil. Bu durumu seyredenler, sırada kendilerinin de olduğunu çok iyi bilmeliler.

Kuşkusuz iktidar, muhalefet eden ve kendisini eleştiren herkese dönük benzer bir politika uygulamaktadır. Bir fıkrayla anlatalım... “Bir yalıya hırsız girmiş, herkesi oraya toplamış ve onlara aranızdan üç kişiyi yanımda götüreceğim demiş. Yalı sakinleri yanlarında çalışan tek hizmetçiye dönmüşler. Hizmetçi de ‘tamam biri ben de ya  diğer ikisi kim’ demiş.”

Biz de diyoruz ki AKP’nin hedefindekilerden biri Kürtler, ya diğerleri kim? Bu yüzden AKP iktidarının hedefindeki tüm kesimler daha fazla örgütlenip bir araya gelerek demokratik değişimi sağlayabilirler.

ŞARKI SÖYLEME CEZASI

OHAL kaldırıldı, ama yeni yasalarla 3 yıllık kalıcı bir OHAL dönemine girmiş olduk. Bu süreçte pek çok alanda yaşanan ihlalelerin cezaevlerinde en üst düzeyde yaşandığı haberleri geliyor. Nasıl durum cezaevlerinde?
AKP iktidara geldiğinde OHAL’i  kaldırarak demokratikleşme adımları attığına dair propaganda yaptı. 16 yıl sonra yaptıklarının yanlış olduğunu, bu kadar “özgürlüğün “ fazla olduğunu düşünerek fabrika ayarlarına geri döndü. Bizler için değişen bir şey olmadı. İnkar, imha, asimilasyon ve tutuklamalar önceden de vardı şimdi de var. Sadece araç ve gereçlerde yenileme var. Örneğin Toros yerine Ranger’in gelmesi gibi. AKP’liler 15 Temmuz’u velinimet olarak tanımlamışlardı. OHAL’i kaldırdık diyorlar fakat  fiilen devam ediyor. Şimdi 16 yıllık iktidarında cezaevindeki doluluk oranları inanılmaz derece arttı. OHAL bahanesiyle tutsakların ağır bedellerle elde ettikleri haklar ya kısıtlandı ya da tamamen ortadan kaldırıldı. Bizler bu hukuksuzlukla mücadele ederken yaşamı da kolaylaştırmaya çalışıyoruz.

Bir de şarkı söyleme cezası var değil mi?
Siyasi tutsaklar olarak neden tutuklu olduğumuzu bildiğimiz için her zaman güçlü ve moralliyiz. Havalandırma, etkinlerimizi gerçekleştirdiğimiz tek mekandır. Şarkılar, türküler burada söylenir, tiyatro oyunları, halaylar burada oynanır. Her eğlenceden sonra mazgal açılır, söylediğimiz şarkılar, türküler tutanakla üstlere bildirilir. Hakkımızda işlemler başlatılır ve disiplin cezaları verilir. Son aldığım disiplin cezası da böyle oldu. Bir aylık görüş yasağı aldık ve bazı sosyal etkiliklerden men edildik. Demirden korkan trene binmez denir. Biz de bu tür uygulamalardan korkmuyoruz.

DÜN ‘FETÖ’ DİYORLARDI, PEKİ BUGÜN?

2009’da gerçekleştirilen KCK operasyonlarında da tutuklanmıştınız, operasyonun emrini veren, yapan, yargılayanlar büyükk oranda ya cezaevinde ya da firari... Ama siz tutuklunuz yine...
2009’da binlerce arkadaşımla tutuklandık. Bugünle karşılaştırdığımda değişen bir şeyin olmadığını görüyorum. Hukuksuzca toplanan deliller, gizli tanık ifadeleri vb. Bugün de aynı şeyleri yaşıyoruz. O dönem yayılan operasyonlara ‘dalga’ diyorlardı. Bir dalga bizden bir dalga Ergenekon’dan gözaltı ve tutuklamalar oluyordu. Kenan Evren’in “Bir sağdan, bir soldan” yaptığı gibi Erdoğan da bu taktiği uyguluyordu. Hukuksuzca bir yargılama süreci başladı. Uzun tutukluluk süreci beş yıla indirildiği için tahliye edildik. Dönemin adalet bakanı bu yargılamaların kendilerinin değil, ‘FETÖ’nün hakim ve savcılarının işi olduğunu kabul edecek ve ‘üzgünüm’ diyecekti. Türkiye’nin batısında alınanlar, bırakılmakla yetinmediler ve karşı davalar açtılar. Bu davaların kumpas olduğuna karar verildi. Ergenekonculara ‘pardon’ demekle birlikte ciddi tazminatlar da ödediler. Ergenekon’dan  yargılanan birçok kişi bugün terfi ettirildi. Biz Kürt siyasetçiler ise yüzlerce yıl cezalar aldık. Şimdi Türkiye hukuku Türk ile Kürt’e aynı uygulanıyor diyebilir miyiz? Bu konuda Türkiye hukukunun sicili kabarıktır. “O günden bugüne ne değişti” derseniz; o gün ‘FETÖ’cüler yapıyordu, bugün AKP’liler! Kürt siyasetçilere olan kin ve nefretleri ise aynı.

BUNDAN SONRASINI MÜCADELEMİZ BELİRLEYECEKTİR

Peki nasıl çözülecek... Hep aynı tekrarlar mı yaşanacak?
Sonuç olarak, yaşanan sorunların yapısal sorunlar olduğunu ve dolayısıyla köklü çözümler gerektiği ortadadır. Başta kadınlara yönelik şiddet, kadın cinayetleri, iş cinayetleri, işsizlik sorunu, çarpık eğitim sistemi ve daha birçok sorun ortada. Kürt sorunu da devam etmektedir.

Yaşanan tüm sorunların çözümü hakların ortak mücadeleleriyle mümkündür. Biz kadınlar, gençler, ezilenler, işçiler, emekçiler, hakları gasp edilenler, inançlarından dolayı ötekileştirenler ve daha birçok kesim bir araya gelip HDK ve DTK çatısı altında birleşirsek başaramayacağımız hiçbir şey

yoktur. Bundan sonra ne olacağı bizim ortaya koyacağımız mücadele düzeyi ile bağlantılıdır. Kuşkusuz içerde olup dışarıya ulaşmak kolay değil. Topluma gerçeği ve hakikati göstermemiz en temel görevimizdir. Halkımızla yüz yüze ilkesiyle buluşabiliriz. Onlardan saklanan esas gündemi onlarla paylaşabiliriz.

Bizim mücadelemiz, demokratik, ekolojik, cinsiyet, özgürlükçü ve ilkeli birlikte yaşam anlayışı bu topraklarda hayat buluncaya kadar devam edecektir.

Burada kadınlara dair bir şeyler de söylemeliyim. Evet, erkek egemen sistemlerde, erkeklerle anılan siyaset alanında kadınlar olarak var olmak, söz söylemek hiç de kolay değildir. Cumhuriyet tarihi boyunca varola gelmiş bu eşitsizlik AKP hükümeti döneminde en üst seviyeye geldi. Meclisteki kadın sayısı hala eşit olmaktan çok uzak. Ama özel olarak kadınlara dair bir siyaset yürütmemiz gerekiyor. Vekil seçildiysem Hakkari’nin emekçi, fedakar, onurlu kadınları sayesindedir ve onlara layık olmaya çalışacağım. Yaşamın tüm alanlarına kadınların kendi iradesi ile katılması ve özgürleşmesi için kadın mücadelesini büyütmemiz gerekiyor.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.