‘Kayyum neyse Mersin Üniversitesi’ndeki Rektör de odur’

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Ahmet Çamsarı'nın Mersin Üniversitesi Rektörlüğüne atanmasına tepki gösteren KHK’li akademisyen Atilla Güney, “Kayyum neyse Mersin Üniversitesi’ndeki Rektör de odur” dedi.

‘Kayyum neyse Mersin Üniversitesi’ndeki Rektör de odur’
20 Aralık 2018 Perşembe 11:43

banner225

AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın, Mersin Üniversitesi Rektörlüğüne Ahmet Çamsarı’nın seçimsiz atanmasına tepki gösteren Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen Akademisyen Atilla Güney, Çamsarı’nın 2014 yılında da en az oyu almasına rağmen rektör atandığını hatırlattı. “Bu Suça Ortak Olmayacağız” barış bildirgesine imza attıkları için üniversiteden ihraç edilen Güney, rektör atama usulünün askeri hiyerarşiye dayandığını hatta bunun kayyumla eş değer olduğunun altını çizdi.

‘REKTÖR DEĞİL DİREKTÖR’

Prof. Dr. Güney, devlet yöneticilerinin üniversiteleri ideoloji üretim aygıtları ve potansiyel muhalefetinden kaynaklı sürekli olarak denetim altında tutmak için politikalar geliştirdiğini ve bundan dolayı da bugünde rektörlerin bu sebeple atandığını söyledi. Güney, “Bu uygulama biçimi 12 Eylül darbesi sonrası anayasal bir kurum olarak inşa edilen YÖK ile kuruldu. Rektörlerin doğrudan reis tarafından atanması öncesi sanki seçim varmış gibi yapılıyordu. Adayların oy sıralaması YÖK tarafından değiştirilebiliyor, Cumhurbaşkanı en az oyu alanı atayabiliyordu. Şimdi bahse konu sistemin en pespaye biçimi ile karşı karşıyayız. Rektörlerin reis tarafından atanması üniversiteyi yürütmenin bir ofisine dönüştürürken, rektörleri reisin taşradaki özel kalem müdürleri konumuna yerleştirdi. Bu tipik bir patronaj ilişkisinin ürünü.  Atanmışlara rektör değil direktör demek daha doğrudur. Artık makam masasında eşi, sevgilisi ya da çocuklarının resmi yerine reisin portresini bulunduran rektörler nesliyle karşı karşıyayız” diye belirtti. 

‘ÜNİVERSİTEYE KAYYUM’

Rektörün atamayla gelmesinin üniversiteye politik müdahalenin ötesinde bir anlam taşıdığını vurgulayan Güney, “Şu bir gerçek ki artık nesnel bilim yapmanın olanaksızlaştığı üniversite, ihale takipçiliği, istihdam dindarlığı, rant paylaşım alanlarına dönüştü. Rektörler de iktidar adına bu işleri yürüten müdürlere dönüştü. Seçilmiş belediyelere atanan kayyumlar ne iş görüyorsa rektörlerde benzerini üniversitede ifade ediyorlar. Mersin üniversitesi rektörü bu parasal işler, iş adamları-parti yöneticileriyle ilişkiler konusunda en maharetlilerden biri. Reisin ikinci defa teveccühünü kazanması bundan olsa gerek. Mersin Üniversitesi’nde ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’  bildirisine imza atan akademisyenlere, vatan haini diyen 'hepinizi tek tek atacağım' diyen de bu rektördü. Yani akademisyen kıyımı üzerinden reisin gözüne girmede de ipi ön sırada göğüsledi. Bu nedenle ikinci defa atanmasını yadırgamamak gerek” diye konuştu.

Rektör olarak atanan Ahmet Çamsarı’dan önce Mersin Üniversitesi’nde daha önceki yıllarda az da olsa nefes alma ikliminin olduğuna da dikkat çeken Güney, bugün öğrencilerin yoğun baskı altına alındığını hatta çimlere oturulmasının disiplin cezası gibi birçok farklı uygulamalara ağır cezalar kesildiğini ifade etti. 

‘SEÇİMLER GEÇMİŞTE KALDI’

Mersin Üniversitesi’nden ihraç edilen Yrd. Doç. Dr. Esra Ergüzeloğlu Kilim de, bu atamanın hangi ölçülerle yapıldığı konusunda kamuoyunu bilgilendiren herhangi bir bilgilendirmenin olmadığına dikkat çekti. Kilim, şöyle devam etti: “OHAL KHK’leri ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile gelen ‘yeni’ üniversite yönetimlerinde şimdilik adaylar arasında herhangi bir seçim usulü öngörülmemektedir. Kaç aday ortaya çıktı? Bunlar nasıl bir hazırlıkla nereye başvurdu?  Bu başvurular arasında nasıl bir sıralama yapıldı? Bilmiyoruz. Bu nedenle seçim gibi bir rıza alma, yönetimin oluşumuna temsil mekanizması ile katılma ya da YÖK gibi teknokrat bir kurulun dolayımından geçme gibi uygulamalar geçmişte kaldı. Çıkardıkları KHK’ler ile rektörlerin öğretim üyeleri tarafından seçilmesi usulü kaldırıldı. Bu aslında önceden de tam bir seçim sayılmazdı. Bir kere seçime tüm üniversite bileşenleri değil sadece belli bir unvana sahip öğretim üyeleri katılabiliyordu. En yüksek oyu alan altı adayın adı YÖK’e gönderiliyor, YÖK de bu altı adayı üçe düşürüp sıralayarak Cumhurbaşkanı’na sunuyordu. Önceleri üniversitelerin kendi iradesi ile rektör seçmesi ve doğrudan seçim yapılması, özerk üniversite isteyenlerin en önemli talebiydi” dedi. 

‘ASKERİYE SİSTEMİ NEYSE ÜNİVERSİTELER DE O’

2017 referandumu ile Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildiğini ve böylece artık Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile tüm yönetim sistemini biçimlendirme yolunun açıldığını hatırlatan Kilim, şunları söyledi: “2018’de çıkarılan 703 sayılı KHK ile rektör atamasında YÖK’ten görüş alma usulü de kaldırıldı. Bu kararname YÖK’ün birçok yetkisini kaldırarak, onu da Cumhurbaşkanı’na bağlı teknik bir birime dönüştürdü. Sonraki aşamalarda, üniversite yönetimi, bütünüyle doğrudan partili Cumhurbaşkanına hiyerarşik olarak bağlamış oldu. Yönetsel, mali açılardan tam bağımlı bir kurumun özerk değil, hiyerarşik ilişki ve onun gereği emir-komuta zinciri içinde yapılandırıldığını kabul etmek gerekir. Şimdiki düzende askeriyenin örgütlenme ilkesi ne ise, üniversitenin ki de odur. Mersin Üniversitesini tüm bu bağlam içinde düşündüğümüzde; Gelen emirleri harfiyen uygulama becerisi gösteren akademisyenler, şimdiler de çoğalsa da, kolay yetişmiyor diyebiliriz.”

MA / Ergin Çağlar


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.