İnkar edilen Dolmabahçe Mutabakatı’nın öncesi ve sonrası

Çözüm sürecinin tek resmi belgesi olan Dolmabahçe Mutabakatı’nın inkar edilmesinin üzerinden geçen 4 yılda Türkiye, Kürtler ve diğer toplumsal muhalefeti hedef alan müdahalalere sahne oldu. Akil İnsanlar Heyeti’nde yer alan İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, yaşananlardan ders alınıp, 28 Şubat iradesine tekrar dönülmesi gerektiği görüşünde.

İnkar edilen Dolmabahçe Mutabakatı’nın öncesi ve sonrası
28 Şubat 2019 Perşembe 13:13

banner255

Kürt sorununun çözümüne yönelik başlatılan süreç doğrultusunda PKK Lideri Abdullah Öcalan tarafından kaleme alınan Dolmabahçe Mutabakatı’nın, Devlet Heyeti ile İmralı Heyeti tarafından 28 Şubat 2015’te imzalanarak kamuoyuna deklare edilmesinin üzerinden 4 yıl geçti. Hükümetin “son dönemeç” olarak gördüğü sürecin bozulmasıyla yeniden dönülen çatışma ortamında kurumsallaştırılmak istenen faşizmin ve Öcalan üzerindeki ağır tecrit koşullarında Dolmabahçe Mutabakatı’nın öncesi ve sonrasını hatırlamak oldukça elzem. 

MUTABAKATIN ZAMAN VE MEKÂN KARAKTERİ

10 maddelik Dolmabahçe Mutabakatı, oldukça zor bir sürecin ardından imzalandı. Mutabakatın açıklanacağı zaman ve mekânın seçimi bile Öcalan’ın önemsediği bir detaylardı. Mutabakatın imza altına alınacağı gün olarak 28 Şubat post-modern darbesinin yapıldığı günün seçilmesi, Kürt siyasal hareketinin “darbe karşıtı” konumlanışının mesajıydı. Seçilen tarih, her 10-15 yılda bir darbenin gerçekleştiği Türkiye’de, hükümetlerin ve halkların makûs talihinin de değişeceğini müjdeliyordu. AKP hükümetinin beslendiği 28 Şubat karşıtlığı açısından da bu günün seçimi önemliydi. 

Yine mutabakatın imzalanacağı mekan olarak Dolmabahçe Sarayı’nın seçilmesi, bir yanıyla verilen Kurtuluş Savaşı sonrası Cumhuriyet’in ilk kuruluş aşamasına geri dönüşü simgelerken, diğer yanıyla 2007 yılında Recep Tayyip Erdoğan ve dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt arasında aynı yerde yapılan görüşmenin yanıtını taşıyordu. Tarafların “sır” olarak saklayacaklarını dile getirdiği bu görüşme, hükümetin Kürt sorunu noktasında devlet aklı ile ortaklaşması olarak yorumlandı. Yıllar sonra aynı mekanda bu kez devletin demokratikleştirilmesi temelinde adım atılırken, ana eksen Kürt sorunuydu. 

Öcalan tarafından yön verilen süreç doğrultusunda imzalanan Dolmabahçe Mutabakatı, bu yönleriyle yakın tarihteki her iki olaya karşı demokratik çözümü öne çıkarıyordu. 

MUTABAKATA KADAR NELER YAŞANDI?

28 Şubat Dolmabahçe Mutabakatı’nın öncesinde ise özetle şunlar yaşandı: 

* PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana avukatlarıyla görüştürülmemesi ve Oslo sürecinin tıkanması, 2011-2012 döneminde PKK ve ordu arasında ağır çatışmalara yol açtı. Bugün içinde bulunduğumuz sürece benzer şekilde cezaevlerinde açlık grevleri başladı.

* Açlık grevlerinin ardından sokak eylemleri tüm kentlere yayıldı. 

* Grevin 67'nci gününde Öcalan, kardeşi Mehmet Öcalan aracılığıyla yaptığı çağrıyla grevin sonlandırılmasını istedi ve bu adım yeni bir sürecin önünü açtı.

* 3 Ocak 2013 tarihinde Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) milletvekilleri Ahmet Türk ve Ayla Akat Ata, PKK Lideri Öcalan ile İmralı’da görüştü. 

* Bu görüşmenin hemen ardından 9 Ocak’ta, Paris’te 3 Kürt kadın siyasetçi Sakine Cansız, Leyla Şaylemez ve Fidan Doğan katledildi. İlerleyen zamanlarda katliamın MİT tarafından organize edildiği ortaya çıkacaktı. 

* İşlenen bu cinayetlerin faillerinin ortaya çıkarılması isteyen Öcalan, sürecin tıkanmaması mesajı verdi. 

ÖCALAN’DAN TARİHİ MEKTUP

* Öcalan 21 Mart 2013’de kutlanan Diyarbakır Newrozu’na gönderdiği mektubunda ise, demokratik çözüm sürecini şu ifadelerle ilan etti: "Artık silahlar sussun, fikirler konuşsun noktasına geldik. Yok sayan, inkâr eden, dışlayan modernist paradigma yerle bir oldu. Akan kan Kürt'üne, Türk'üne, Laz'ına, Çerkes'ine bakmadan bu coğrafyanın ta bağrına akıyor. Ben bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki; artık yeni bir dönem başlıyor. Silah değil, siyaset öne çıkıyor."

* 3 Nisan 2013 tarihinde de Akil İnsanlar Heyeti kuruldu. 

* KCK, 8 Mayıs 2013 tarihinde kademeli olarak geri çekilmenin başladığını açıkladı.

* HPG'liler geri çekilmeye başlarken, hükümet ise bölgede karakol ve kalekol inşalarına hız verdi. Lice'de karakol inşası protestosunda 17 yaşındaki Medeni Yıldırım, 28 Haziran 2013 günü askerlerce öldürüldü. 

YASALLAŞMA TALEBİ

* Hükümetin başlatılan sürecin yasal zemine kavuşturulması konusunda adım atmaması üzerine KCK’den 9 Eylül 2013 tarihinde geri çekilmeyi durdurma açıklaması geldi.

 * KCK’nin bu kararının ardından dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan “demokratikleşme paketi”ni açıkladı. Ancak paket beklentileri karşılamadı ve bazı maddeleri de yasallaşmadı. 

 * 2014 yılı Newrozu’nda Öcalan'ın yeni bir mektubu okundu. Mektupta, bu kez “Şu ana kadar yürütülen bir diyalog süreciydi ve önemliydi. Bu süreçte iki taraf da birbirlerinin iyi niyetini, gerçekçiliğini, yeterliliğini test etmiştir. Gelinen noktada müzakere sistematiği için yasal bir çerçeve kaçınılmaz olmuştur. Barış, savaştan daha zordur ama her savaşın da mutlaka bir barışı vardır. Biz direnirken korkmadık, barışırken de korkmayacağız" mesajı vardı.

SOMUT ADIM

* 2014 yılı Temmuz ayında, Hükümet tarafından Meclis’te sunulan “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” kabul edildi. 

* 30 Eylül 2014’te Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Çözüm Süreci Kurulu” oluşturulacağını açıkladı, ancak herhangi bir adım atılmadı. 

KOBANÊ EYLEMLERİ VE YENİ AŞAMA

* DAİŞ’in Kobanê’ye yönelik saldırılarına karşı Türkiye’de protestolar başladı. Saldırıların en yoğun olduğu 7 Ekim 2014 günü Erdoğan, "Şu an Kobanê düştü düşüyor" ifadelerini kullandı. 

* 6-9 Ekim tarihleri yaşanan Kobanê eylemlerinin ağır bilançosu çözüm sürecini doğrudan etkiledi. Öcalan'ın gönderdiği mesajla eylemler sonlandırıldı. Mesajda, "15 Ekim itibariyle yeni bir aşamaya geçtiğimizi ve süreçte başarılı bir pratik umudumun bu anlamda arttığını ifade etmek isterim” ifadesi yer aldı.

İMRALI’DA MUTABAKAT TARTIŞMALARI

* Dolmabahçe Mutabakatı öncesinde İmralı Adası’nda Şubat ayı içerisinde iki kritik görüşme yapıldı. 4 Şubat tarihli görüşmeye İmralı Heyeti ile Kamu Güvenliği Müsteşarı ve bir devlet yetkilisi katıldı. Öcalan, buy görüşmenin önemini “Bugünkü geldiğimiz noktayı 55 yıllık bir maratonun kısa bir soluk arası olarak değerlendiriyorum" sözleriyle ifade etti. DAİŞ’in saldırı tehdidi nedeniyle Şah Süleyman Türbesi’nin aktarılması için Öcalan ile görüşüldü. Öcalan, PYD’ye mesaj göndererek bu konuda yardımcı olmalarını istedi. Sırrı Süreyya Önder ‘İmralı Heyeti’ adına türbenin taşınması konusunda taraflar arasındaki görüşmeleri sağladı. Türk devleti adına bir heyet Kobanê’ye giderek YPG ile operasyonu planladı ve 22 Şubat 2015’te türbe taşındı.

* İmralı sürecinin en önemli görüşmesi, 27 Şubat tarihinde gerçekleşir. Dolmabahçe Mutabakatı’nın da hazırlandığı bu görüşmede, Öcalan çok kritik uyarılarda bulundu. "Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa-İmralı Notları" isimli kitapta yer alan bilgileri göre Öcalan, “Bu sürecin gelişmesi için çabalıyoruz. Çözüm olmazsa binlerce insan ölecek. Ben bunu kavradım ve gereğini yapıyorum. Onlar da bunun önemini kavramışlar mıdır, bilmiyorum. Onlarla iyi tartışın" diyecekti.

‘BİRİNCİ VE İKİNCİ AŞAMA’

Öcalan, aynı toplantıda, Meclis bünyesinde bir komisyonunu kurulması ve İzleme Heyeti konusunda ısrarlarını sürdürdü. Dolmabahçe’de yapılacak açıklamanın birinci aşama olduğunu kaydederek, bunu “niyet aşaması” olarak tanımlayan Öcalan, ikinci aşamayı ise, İzleme Kurulu ve Parlamento’nun dahil edileceği sürecin yasallık kazanması ve yine Anayasa Mahkemesi’nin dahil edilmesi olarak formül etmişti.

Bu görüşmede HDP Heyeti, Erdoğan’ın ‘Rojava benim kırmızı çizgimdir’ tutumunda bir değişiklik göstermediğini de Öcalan’a aktarır. Bunun üzerine Öcalan, “Rojava’nın kendisinin de kırmızı çizgisi olduğunu” iletilmesini ister. 

DOLMABAHÇE MUTABAKATI: DEMOKRASİ İÇİN EN GÜÇLÜ ADIM

Perde arkasında yaşanan bu gerilime rağmen 28 Şubat tarihinde Dolmabahçe Mutabakatı imzalandı. Mutabakat, 90 yılı aşan Cumhuriyet tarihinde demokratik çözüm adına atılan en güçlü adım niteliği taşıdı. Açıklamada Öcalan’ın “Silahlı mücadeleyi bırakma temelinde stratejik ve tarihi kararı vermek için PKK’yi bahar aylarında olağanüstü kongreyi toplamaya davet ediyorum” çağrısı okundu. 

Açıklamada yer alan dönemin Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ise, imza altına alınan mutabakat için “Milletimizin hayır duası ve desteğiyle süreci nihai sonuca ulaştırmakta kararlıyız” diye belirtti. 

Metinde yer alan 10 madde şöyleydi: 

1. Demokratik siyaset; tanımı ve içeriği

2. Demokratik çözümün ulusal ve yerel boyutlarının tanımlanması

3. Özgür vatandaşlığın yasal ve demokratik güvenceleri

4. Demokratik siyasetin devlet ve toplumla ilişkisi ve bunun kurumsallaşmasına dönük başlıklar

5. Çözüm sürecinin sosyo-ekonomik boyutları

6. Çözüm sürecinin yol açacağı yeni güvenlik yapısı

7. Kadın, kültür ve ekolojik sorunların yasal çözümleri ve güvenceleri

8. Kimlik kavramı, tanımı ve tanınmasına dönük çoğulcu demokratik ve eşit mekanizmaların güvenceleri

9. Demokratik cumhuriyet, ortak vatan ve milletin demokratik ölçütlerle tanımlanması, çoğulcu demokratik sistem içerisinde yasal ve anayasal güvencelere kavuşturulması

10. Bütün bu demokratik hamle ve dönüşümleri içselleştirmeyi hedefleyen yeni bir anayasa

NEWROZ’A KARŞI UKRAYNA DÖNÜŞÜ AÇIKLAMA

Dolmabahçe’de imzalanan mutabakattan yaklaşık bir ay sonra 19 Mart’ta HDP ve Devlet heyetleri İmralı’da Öcalan ile bir araya gelir. Bu görüşmede 15 gün sonra yapılacak bir sonraki görüşmeye HDP ve Devlet Heyeti’nin yanı sıra İzleme Kurulu’nun da katılması kararlaştırılır. Hatta İzleme Kurulu’nun yedi asil, üç yedek üyesi de belirlenir. Böylece resmi müzakereler başlayacak ve Öcalan, PKK’ye kongre çağrısı yapacaktı. 

Bu görüşmeden iki gün sonra Diyarbakır Newrozu’nda okunan mesajında Öcalan, “Eşme ruhu”nun önemi üstünde durup, İzleme Heyeti ile Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu’nun kurulmasının gerekliliğine işaret etti.

Öcalan o mesajnda şunları kaydetmişti: "…Dolmabahçe Sarayı'nda, hepimizce resmen ilan edilen 10 maddelik deklarasyon temelinde yeni bir süreci başlatma görevi ile karşı karşıyayız. Deklarasyon gereği ilkelerde mutabakat oluşmasıyla birlikte PKK'nin Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı yaklaşık kırk yıldır yürüttüğü silahlı olan mücadeleyi sonlandırmak ve yeni dönemin ruhuna uygun siyasal ve toplumsal strateji ve taktiklerini belirlemek için bir kongre yapmalarını gerekli ve tarihi görmekteyim. Umarım ilkesel mutabakata en kısa sürede varıp parlamento üyeleri ve İzleme Heyetinden teşkil edilen bir Hakikat ve Yüzleşme komisyonundan geçerek bu kongreyi başarıyla realize etme durumunu yaşarız." 

ERDOĞAN  RET ETTİ

Newroz’dan bir gün sonra ise, Öcalan’ın mesajı Mutabakatın reddedilmesiyle karşılık buldu. 22 Mart 2015 tarihinde Ukrayna dönüşü uçakta gazetecilere konuşan Erdoğan, Dolmabahçe’de birbirinden farklı iki metin okunduğunu, yapılan açıklamayı doğru bulmadığını ve İzleme Heyeti’ne karşı olduğunu söyledi.

TECRİT BAŞLADI

Nitekim Erdoğan’ın bu sözlerinin ardından İzleme Heyeti üyelerinin katılımı ile yapılması planlanan o görüşme gerçekleşmedi. Öcalan, 5 Nisan 2015’te bir araya geldiği HDP heyetine bu görüşmelerinin son olabileceğini  söyledi ve bu görüşmeden sonra İmralı Heyeti'nin bir daha adaya gitmesine izin verilmedi. 

Eğer, Dolmabahçe Mutabakatı'na uygun bir süreç izlenip, Erdoğan tarafından reddedilmeseydi, İzleme Heyeti'nin İmralı'ya gidişiyle birlikte derinlikli müzakere sürecine geçiş başlayacaktı. Bu aşamadan sonra da İzleme Heyeti, İmralı'ya gidişiyle birlikte, yasal güvence alındıktan sonra Öcalan tarafından PKK'ye, Türkiye'ye karşı silahların bırakılması için tarihi belirlenmiş gündemli bir kongre çağrısı yapılacaktı.

5 NİSAN SONRASI PROVOKASYONLAR BAŞLADI

Mutabakatın reddedilmesi ve 5 Nisan 2015 tarihinden itibaren Öcalan üzerinde ağır tecrit başlatılması, daha önce Öcalan tarafından sık sık dile getirilen “darbe mekaniğinin” yeniden devreye girmesine zemin hazırladı. 

11 Nisan’da Ağrı'nın Diyadin ilçesi Tendürek kırsalında barış çadırına müdahale eden asker ve HPG'liler arasında çatışma çıktı. İmralı Heyeti Sözcüsü Sırrı Süreyya Önder, Öcalan'ın benzer provokasyonlar olacağı konusunda kendilerini uyardığını açıkladı. 

HDP’nin seçim mitinglerine saldırılar düzenlendi. Emniyet ve MİT ile ilişkisi olduğu daha sonra mahkeme belgelerine yansıyacak olan DAİŞ’in Antep hücresi bu dönemde devreye girdi. 7 Haziran seçimleri ise, hem hükümet hem de muhalefet için kırılma noktası oldu. AKP, yüzde 40.87 oy alarak tek başına hükümet kurma sayısını kaybetti. HDP ise 13.8 oy oranı ile barajı geçerek "seçimin tek kazananı" olarak değerlendirildi. 

B VE C PLANI

6-8 Ekim Kobanê olaylarından hemen sonra 30 Ekim 2014 tarihinde Türkiye tarihinin en uzun Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında karara bağlandığı daha sonra ortaya çıkacak olan “Çöktürme Eylem Planı”, 29 Haziran tarhili MGK toplantısından itibaren devreye konuldu. 

Erdoğan, 21 Mayıs'ta katıldığı bir televizyon programında seçimlerin bir kırılma noktası olduğunu ve seçim sonuçlarına göre B ve C planlarının hayata geçirilebileceğini söyledi. 

MÜDAHALE DÖNEMİ BAŞLADI

20 Temmuz tarihinde Suruç’ta 33 gencin katledilmesi ardından Ceylanpınar’da şaibeli 2 polis şaibeli şekilde öldürüldü. Bir komplo olduğu daha sonra ortaya çıkan bu olay, hükümet cephesinde sürecin bitirilmesinin gerekçesi sayılıp, yeniden çatışmalı sürece dönüşün zemini yapıldı. Böykece 24 Temmuz 2015 Kandil’e yönelik hava operasyonları başladı. Bu saldırılar ile KCK’li yetkililerden "AKP ateşkesi resmen bitirdi" açıklaması geldi.

Bu tarihle birlikte Kürt siyasal hareketi ve diğer toplumsal muhalefet güçlerine dönük ağır bir yönelim başlamış oldu. 

SOKAĞA ÇIKMA YASAKLARI VE DARBE

Çözüm sürecinin bitirilmesinin ardından 12 Ağustos'ta Muş'un Varto ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bu sokağa çıkma yasakları daha sonra Silvan, Cizre, Sur, Nusaybin, İdil, Yüksekova, Dargeçit, Lice, Hani ve bölgenin diğer birçok merkezini kapsadı, aylar süren çatışmalar yaşandı. 

Tank, helikopter ve ağır silahların kullanıldığı bu çatışmalarda, Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın (TİHV) raporlarına göre, 16 Ağustos 2015 ile 18 Mart 2016 tarihleri arasında 72'si çocuk, 62'si kadın en az 310 sivil yaşamını yitirdi. 1 milyon 809 bin kişi başta en temel yaşam ve sağlık hakları ihlal edilerek, bu yasaklardan etkilenmişti.

 Birleşmiş Milletler (BM) ise, "Elimizde, Türk güvenlik güçlerinin Cizre'de 100'den fazla insanı canlı canlı yaktığına dair tanık raporları var" diyerek yasağın en uzun sürdüğü ilçelerden biri olan Cizre'de yerinde inceleme yapmak istedi. Ancak hükümet bu talebi reddetti.

2015-2016 yılı içerisinde kentlerde yaşanan çatışmalar, 15 Temmuz darbe girişimini hazırladı. Bu çatışmalarda yer alan askerler için "cezasızlık zırhı" anlamına gelen yasal düzenlemeler yapılması, darbeye kapı araladı.

Bu durum Öcalan’ın "Çözüm süreci gelişmezse darbe mekaniği devreye girer" öngörüsünü de haklı çıkardı.

MUHALEFETE MÜDAHALE: OHAL İLANI VE KAYYUM

Mutabakat sonrası dönemin en kritik kararı ise 20 Temmuz 2016 tarihinde Olağanüstü Hal’in ilan edilmesi oldu. Yine muhalefetin güçlü şekilde hazırlandığı, Türkiye’de rejim değişikliğinin ilk seçimi olan 16 Nisan 2017 referandumu, OHAL koşulları altında yapıldı ve YSK’nin tartışmalı kararıyla “Evet” önde çıktı. 

Bu süreçte demokrasi ve seçmen iradesine yönelik en büyük müdahale 94 DBP'li belediyeye kayyum atanmasıyla gerçekleşti. KHK ile yapılan ihraçlar ve cezaevi nülüsünün 200 bini aşması, Suriye’ye dönük askeri operasyonlar, OHAL sonrası getirilen yasal düzenlemeler, 24 Haziran seçimleri ve Meclis’in fiilen işlevsizleştirilmesi Kürt siyasal hareketi ve toplumsal muhalefete müdahale sürecinin ana aşamaları oldu. 

TÜRKDOĞAN: 100 YIL ÖNCEKİ KOŞULLAR YOK

Geride kalan süreçte yaşananları değerlendiren Akil İnsan Heyeti içerisinde yer almış İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, yeniden silahlı çatışma dönemine başlanan 24 Temmuz tarihinin Lozan Anlaşması’nın imzalandığı gün olduğunu hatırlattı. 

“Silahlı çatışmaların bugün başlaması Kürtlere bir mesaj olarak okundu” diyen Öztürk, oysa 100 yıl önceye gidilemeyeceğini, 20’inci yüzyılda Kürt halkının artık eski Kürtler olmamaları nedeniyle yok sayılıp, inkar edilebilinecekleri koşulların olmadığını ifade etti.

‘SÜREKLİ MÜDAHALE DÖNEMİ’

Türkdoğan, 24 Temmuz 2015 sonrasını “sürekli müdahale dönemi” olarak tanımlayarak, “Yani sürekli savaştan, güvenlik politikalarından yana olanların sürekli olarak rejime müdahalesidir. Aslında bunu Abdullah Öcalan ‘darbe mekaniği’ olarak tarif etmişti. Sürekli kendi kendini yenilen müdahale dönemidir. Şu anda devlette kararlar nasıl alınıyor bizim çok anlaşılır. 2015’ten bu yana yaşanan süreci, devletin bütün iktidar güçlerinin yan yana geldiği ve açık şekilde varlıklarını sürdürmek için sürekli müdahale gücünü geliştirmek olarak görüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün müdahale güçlerinin bir arada olduğu nadir dönemdeyiz” ifadelerini kullandı. 

‘28 ŞUBAT’A TEKRAR DÖNÜLMELİ’

Türkdoğan, PKK Lideri Öcalan üzerinde süren tecrit poltiikası üzerinde de durdu.

“Türkiye’yi yönetenler kendi infaz kanunu İmralı da uyulamayacaksa o zaman Türkiye’yi yönettiği iddiasında bulunmasınlar” diyen Türkdoğamn,şun vurgularda bulundu: “Çünkü böyle bir ülkeyi herkes yönetir. ‘Anayasa ve kanunlara uymayacaksan, o zaman siyasetçilere de gerek kalmaz.’ Bu çok tehlikeli bir düşünce. Siyasilerin görev üzerine yemin ettikleri hukuk metinlerini hayata geçirmektir. Tecrit sorunu mutlaka çözülmeli. Açlık grevine giren insanların iradesi dikkat alınmalıdır. 28 Şubat 2015’ten 28 Şubat 2019’a kadar geçen 4 yılda çok sert bir silahlı çatışma dönemi yaşandı. Bu dönem taraflara çok şey anlatmalı. Binlerce insan kaybı düşünmeye sevk etmelidir. 28 Şubat 2015 tarihi Kürt sorunun çözümünde önemli bir tarihsel andır. Hatta ve hatta kedini modern ulus-devlet olarak kurduğunu iddia eden cumhuriyetin tarihi bakımından en önemli gündür. Bir devlet reddettiği halkın temsilcileriyle ilk defa demokratik temelde barışma için bir irade ortaya koymuştur. Bize göre gelinen aşamada 28 Şubat’taki irade beyanına tekrardan dönülmelidir.”

MA / Deniz Nazlım


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.