Duruş Haber

Kasım Taşdoğan: Sanatın birleştirici gücü ile barışı toplumda inşa edebiliriz

KÜLTÜR-SANAT

Müzisyen Kasım Taşdoğan, barışın yalnızca siyasete bırakılmaması gerektiğini belirterek, sanatın farklı toplumsal kesimleri ortaklaştırabileceğini söyledi.

Toplumsal barışın inşa edilmesinde sanatın üstlendiği rol ve sanatçıların yaklaşımı, barışın topluma entegrasyonunda öne çıkan dinamikler arasında yer alıyor. Yazdıkları oyun ve romanlardan, yaptıkları müziklere kadar barışı işleyen birçok sanatçı dünyanın birçok bölgesinde ses oldu, olmaya da devam ediyor. Sanatçılar barış için hayatlarını kaybetmeye kadar büyük bedeller öderken, yine de barışın sesi olmaktan vazgeçmedi. “Vîna Sor”, “Destanê Serhedê” gibi öne çıkan parçalarında barışı, umudu ve savaş anlarında yaşama dair olan sevinci işleyen Kürt Müzisyen Kasım Taşdoğan da bu sanatçılardan birisi.

Barışın toplumsallaşmasında sanatın ve sanatçının rolü üzerine Kasım Taşdoğan ile görüştük. 

Sanatın barış konusunda alacağı rolün kısıtlanmaya çalışıldığını kaydeden Taşdoğan, topluma da bu konuda söz hakkı bırakılmadığını söyledi. Uzun bir süredir müzisyenlerle "Bu süreçte ne yapılabilir" diye konuştuklarını aktaran Taşdoğan, "İşin çözümü temsilcilere; devlete, hareketlere ve örgütlere bırakıldığı için insanlar taraf olma konusunda kaygılı. Bir fikirleri, ideolojileri var ama ‘Taraf olursak yarın öbür gün ters tepip bu iş üstümüzde kalır mı’ kaygısı taşıyorlar. Ben bir önceki çözüm sürecinden kalma davalara sahibim. Dolayısıyla bir şey yaparken iki, üç defa tartıyorsunuz. Bugün çok normal gelen şeyler insanlara ‘Bugünler geçecek, bizi rahat bırakmayacaklar’ gibi geliyor. Bu yüzden başka çevrelerle ortaklaşmakta zorlanıyoruz. ‘Biz yaparız, başarırız’ gibi kalıp ifadeler kullanmak istemiyorum ama o potansiyelin olduğunu biliyorum. Hatta birkaç müzisyen arkadaşa önerim de oldu: Örneğin Karadeniz’de veya Trakya’da içinde Kürt müzisyenlerin de olduğu 2-3 konser yapalım; sonra Kürdistan’da Türkçe söyleyen müzisyenlerin de katıldığı konserler verelim. Bazısına romantik geliyor ama yakın zamanda Newroz'da sahne alan devrimci Türk müzisyenler vardı. Bu sayede sanatsal anlamda barışın önünü açabilecek perspektifler geliştirebileceğimize inanıyorum” dedi.

DEVRİMCİ SANAT ÇEVRELERİNE ÇAĞRI

Vîna Sor parçasındaki “Dara jiyanê şîne/ Ava wê tê ji evîne” sözleriyle sanattaki yaşama dair duyulan sevinç ve sanatın birleştirici gücü hakkında konuşan Taşdoğan, “O şarkıyı bir hastanede refakatçiyken yazmıştım. Cizre'de panzerin bir eve girip iki çocuğu ezdiğini okuduktan sonra ikinci kıtasını kaleme aldım. Kriz ve savaş anlarında umuda ihtiyacınız vardır çünkü olumsuzluğun dibindesinizdir. İnsanların size ve sizin de kendi yarattığınıza tutunmaya ihtiyacınız vardır. O şarkı ve melodisi buna binaen ortaya çıktı. Sanat bu umutsuzluğu kırmaya, savaşın ve yoksulluğun yaralarını onarmaya muktedirdir. Bunu başarabileceğimize inanıyorum. Geçmişte bunun örnekleri vardı; en yakın örneğini Hasankeyf eylemlerinden hatırlıyoruz. Birçok farklı disiplinden ve görüşten insanın bir araya gelebildiği ortak değerler vardı. Aynı fikirdeki insanların bir araya gelmesi iktidarlar açısından risk oluşturmaz; aksine fikri birbirine benzemeyen insanların bir araya gelmesi risk oluşturur ve yola getirir. Bugünkü meseleyi iktidarlardan ve temsilcilerden kurtarıp halka ve sanatın diğer disiplinlerine yedirebilirsek, unuttuğumuz birlikteliği tekrar hatırlatabiliriz. Günümüzde siyaset sanatı belirliyor. Sağ ideoloji sanat üretmez; geçmiş atalarının yarattığı kültürle övünür ya da sevdiği bir sanat varsa solcudan satın alır. Devrimci damar sanatta duruyor; bunu devletten ve iktidardan kurtarmak lazım. Küçük balıkların bir araya gelip koca balığı önemsiz kılabileceği bir deryada yaşıyoruz. Trabzon'dan Hakkari'ye kadar herhangi bir karşılık beklemeksizin, barış adına her şeye bedenimi, fikrimi ve ruhumu yatırabilirim. Bütün sanat çevrelerine, özellikle devrimci sanat çevrelerine çağrımdır: Barışı siyasetçilerden kurtarabiliriz” dedi. 

UMUT VE DİRENİŞ ŞARKILARI

Kürt müziğinin geçmişinin daha çok Cumhuriyet sonrası döneme dayandığını ve doğal olarak bu 100 yılda da hep ulusal kimlik inkarı üzerinden şekillendiği için acıyla harmanlanmış bir kültür olduğunu belirten Taşdoğan, “Böylesi bir ortamda dünya halklarının neşeyle yaptığı şarkıları yaparken kendinizi suçlu hissediyorsunuz. Benim heybemde birikmiş bir sürü hikaye var ama ‘Bunun yeri ve zamanı mı’ diye düşünüyorum. Çünkü kenarda bekleyen bir sürü acı ve dram var. Öte yandan sadece acı ve drama üzerine inşa ettiğiniz sanat bir süre sonra yıpratıcı olmaya başlıyor. Acının öte tarafında bir de direniş ve umut şarkıları var. Kürt sanatının en belirgin özelliği direniş üzerine kurulmuş olmasıdır. Niye direniyorsunuz? Çünkü bir baskı var. Niye umut ediyorsunuz? Çünkü bir umutsuzluk var. En zor dönemde bestelenen bir umut şarkısı bile özünde acı bir coğrafyada yaşadığınızı gösterir. Umarım bu süreç olumlu bir yere evrilir. Geçmişe dair henüz sanatlaştırmadığımız, filmini veya şarkısını yapmadığımız çok fazla hikaye var ve bunlara odaklanmak gerekiyor. Bu durum hem bir hafıza hem de ileriye dönük bir kültür oluşturacaktır. Halihazırda Kürt kültürü sadece atalarımızın yarattıkları üzerinden gidiyor. Dünya çapında yayılan bir halk için yazılı ve görsel anlamda yeterli bir kültürümüzün olmadığını düşünüyorum. Bunun üretimini üstlenirsek gelecek kuşaklara daha kalıcı şeyler bırakabiliriz. Artık halay dışında bir şeyle tanınmamız, ciddi bir sinemamızın ve orkestralarımızın olması gerekiyor. Bu tür süreçler buna önayak olabilir. Şu an üzerinde çalıştığım albümde, geçmişte yitirdiğim arkadaşlarımın hikayelerinden oluşan ama bugüne kadar ertelediğim çalışmalar yer alıyor. Savaş ve kriz anlarında ayakta kalmanın bir yolunu öğreniyoruz ama o an geçtiğinde boşluğa düşüyoruz. Belki de en çok burada kendimizi tutacak hikayeler yazmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Yorum yapabilmek için lütfen sitemizden üye girişi yapınız!
Sıradaki Haber
Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.