Duruş Haber

BM Raportörü 'işkence yok' deyince tepkiyle karşılaştı

GÜNDEM

BM Özel Raportörü Nils Melzer, İstanbul’da katıldığı bir panelde AKP Hükümeti’nin “işkenceye sıfır tolerans” gösterdiğini savununca izleyicilerin tepkisi ile karşılaştı. Sokağa çıkma yasakları döneminde Cizre’de ve OHAL döneminde ülke genelinde yaşananlar hatırlatılıp, bir işkence mağdurunun yaşadıklarını anlatmasına rağmen Melzer, “kimi iddialar duyduğunu” söylemekle yetindi.

İstanbul’da, Birleşmiş Milletlerin (BM) İstanbul Protokolü’nü kabul edişinin 100’üncü yıldönümü dolayısıyla “21. Yüzyılda İnsan Hakları ve Kötü Muamele” başlıklı bir panel düzenledi. Küyerel Düşünce Enstitüsü, Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği ve İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) tarafından organize edilen panel, Taksim'de bulunan Divan Otel'de yapıldı.

Moderatörlüğünü İPM Direktörü Prof. Dr. Fuat Keyman’ın yaptığı panelin konuşmacıları BM Özel Raportörü Nils Melzer, Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ioanna Kuçuradi ve Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Turgut Tarhanlı oldu.

Çok sayıda kişi tarafından takip dilen panelde ilk olarak BM Özel Raportörü Nils Melzer konuştu

MELZER: İŞKENCE MUTLAK VE TARTIŞMASIZDIR

Melzer, 21 yüzyılda üzerinden insan haklarını konuştukları İstanbul Protokolü’nün İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin temel bir dokümanı olduğunu söyledi. Beyanname’nin maddelerine bakıldığında 2. Dünya Savaşı’nın küllerinden doğduğunu belirten Melzer, “Beyanname insanlığa yapılan barbarca hareketlerden sonra ortaya çıkmıştır. İnsan hakları lüks değerler bütünü değil, her şeyin temelidir. Siyasetten ve ekonomiden de daha önemlidir. Beyanname’nin 5. Maddesi de ‘Kimse işkenceye, zalimane muameleye maruz kalmaması gerekir’ der. İşkence mutlak ve tartışmasızdır. İşkence için herhangi bir mazeret olamaz” diye konuştu.

İşkence ve kötü muamelenin hala dünyanın birçok yerinde cezasız kalabildiğini ifade eden Melzer, bunun nedenlerinin 5 temel nokta üzerinden açıklanabileceğini belirtti. 

Melzer, bu konuda şunları söyledi: “Uluslararası anlaşmaların onaylanması ve bunların uygulanması yetersizliğidir. Bunların uygulanması noktasında boşluklar var. Cezasızlıkla sonuçlanmasının doğrudan ya da dolaylı zorlukları da var. Geçerliliğine meydan okunuyor. Şiddete ve ayrımcılığa dayalı söylemler ortaya çıkmaya başladı. Şiddete odaklı sonuçları oluyor bunların. Bunları gerçekleştiren de devlet dışı aktörler. BM Genel Kurulu’na sunduğum tavsiyeler de bunlardı.”

‘SORUŞTURMA TEKNİKLERİ OLARAK ORTAÇAĞ’DAYIZ’

Devletlerin bağımsız soruşturma ve erişilebilir yargı mekanizmasına ihtiyacı olduğunu kaydeden Melzer, “Adalet sistemi yeterince ilerlemiyor. Soruşturma teknikleri olarak hala Ortaçağda’yız. Şüpheliyi alıyor ve bizim istediğimizi söyleyene kadar onu zorluyoruz. Bu bilim değildir. Eğer gerçeği istiyorsanız, işkence işe yaramaz. İşkence son bulsun diye konuşmayı tercih etmesini beklemek sağlıklı olamaz. Bu konuda Adli Tıp daha etkili. Biz bu tekniklerin işe yaramadığını biliyoruz. Uluslararası protokol geliştiriyoruz ki emniyet güçleri kendilerine çeki düzen versinler” dedi.

‘İŞKENCEYE SIFIR TOLERANSI’ SAVUNDU

Türkiye’yi resmi olarak en son 2 yıl önce ziyaret ettiğini ve bu ziyaretinin 15 Temmuz darbe girişiminin ardından olduğu bilgisini veren Melzer, yaptığı görüşmeler ve yaşanan ihlaller açısından Türkiye’nin bir travma dönemi yaşadığını tespit ettiğini ifade etti. Melzer, darbe zamanında Türkiye’nin uluslararası camiada çok fazla eleştirildiğini de sözlerine ekledi.

Hükümet yetkililerinin kendisine ‘işkenceye sıfır tolerans’ gösterdiklerini ilettiğini ve bunu kendilerinin de deneyimlediklerini dile getiren Melzer, konuşmasını “Türkiye’ye şunu hatırlatmak isterim, sivil toplumun ve insan hakları savunucularının ne kadar önemli işler yaptıklarını görsünler. İnsan hakları bizim düşmanımız değil, toplumun önemli saç ayaklarındandır. Hem yerel hem de uluslararası soruşturmalara izin vermemiz gerekiyor” sözleriyle noktaladı.

PROF. KUÇURADİ: İNSAN HAKLARI ETİK İLKLERİDİR’

Prof. Dr. Ioanna Kuçuradi de, konuşmasında insan hakları ve insan onuru arasındaki ilişki üzerinde durdu.

“İnsan onurunu zedeleme noktasında yaptıklarımızdan sorumluyuz” diyen Kuçuradi, şöyle devam etti: “İleri sürdüğüm bu sav, insan hakları etikleriyle yakından ilgilidir. İnsan hakları hukuku üzerinde yoğunlaşıyoruz. İnsan hakları nedir? Bir fikirdir, insan aklının ürettiği bir düşüncedir. İnsan Hakları Sözleşmesi ‘İnsanlar eşit doğar, akıl ve vicdanla donatılmışlardır ve birbirlerine kardeşçe davranmalıdır’ der. Ama Habil ve Kabil’in birbirlerine davrandığı gibi değil. İlk 28 maddede bunları belirler. Toplumsal ilişkilerin düzenlenmesinde normlar ortaya koymaya çalışır. İnsan hakları aynı zamanda etik ilkelerdir. Toplumsal düzenlemeye ve siyasete de etki değerleri ortaya koyar. Hala da pratik konusunda yetersiz olunan kısım tam da budur.” 

Kuçuradi, insan haklarının kanunun üstünde bir yerde olduğunu da vurguladı.

PROF. TARHANLI: İNSAN HAKLARI ÇATIŞMALI DÖNEMLERDE BİLE İHLAL EDİLMEMELİ

Prof. Dr. Turgut Tarhanlı ise, çeşitli ülkelerde yaşanan işkence yöntemlerinden örnekler verdiği konuşmasında, insan haklarının mutlak bir hak olarak tanımlanması ve tanınması gereken bir hak olduğunu söyledi..

Bu hakkın çatışma dönemlerinde dahi ihlal edilmemesi gerektiğinin altını çizen Tarhanlı, bu ihlalin yaşandığı çok sayıda örnekle karşılaştıklarını belirtti.

‘ASIL MESELE BU YETKİLERİN NASIL KULLANILDIĞI!’

Anayasa Mahkemesi’nin 11. Maddesi gereğince işkencenin bir suç olduğunu da hatırlatan Tarhanlı, haklarda eşitlik bakımından Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nde yer aldığı şekliyle bu hakların herkes için geçerli olduğunu kaydetti. Tarhanlı, asıl meselenin ise bu alandaki yetkilerin nasıl kullanıldığı meselesi olduğunu vurgulayarak, insan hakları bağlamında işlenen suçlara ilişkin kesitler sundu.

RAPORTÖRE İNSAN HAKLARI İHLALLERİ ISRARLA HATIRLATILDI

Yapılan konuşmaların ardından soru-cevap bölümüne geçildi. 

Bu bölümde BM Raportörü’ne özellikle paneli takip eden gazeteciler tarafından çok sayıda soru yöneltildi. Melzer’e, “Yaşanan bunca insan hakları ihlali mevcutken, sokağa çıkma yasaklarında insanların cenazeleri yerlerde kalıyorken, insanlar bodrumlarda diri yakılıyorken, OHAL ile birlikte yaşanan sayısız örnek varken, gözaltına alınanlar işkencelerde uzuvlarını dahi kaybediyorken ‘işkenceye sıfır tolerans’ savunulabilir? O kadar örnek görmezden gelinir? Çok sayıda uluslararası anlaşmaya imza atmış Türkiye’nin yaptırımlara tabi tutulmaması ya da bu söylemlerden güç aldığını söylemek mümkün mü?” şeklinde sorular yöneltildi.

Salondaki izleyicilerden biri de gözaltında maruz kaldığı insanlık dışı işkenceleri hatırlattı.

RAPORLADIKLARINI ‘İDDİA’ OLARAK NİTELEDİ

Yöneltilen bu sorular ve dile getirilen yaşanmışlıkların ardından BM Raportörü Melzer şu yanıtı verdi: “İşkencenin yasaklanması mutlaktır. Devletler tarafından bu görev bana veriliyor. İnsan haklarına saygı duyması gerekenlere ilişkin rapor hazırlıyorum. Yetkilileri dinlemek önemli ama sadece onlarla görüşmüyorum. Sivil toplumları mağdur ailelerini, cezaevlerini de ziyaret ediyorum. Tutukluların olduğu yerleri ben seçiyorum ve ben tek konuşuyorum onlarla. 2 yıl önce yaptığım ziyarette birçok iddia duydum. Bunların da raporunu yaptım. Endişelerimi dile getirdim ve aynı zamanda hükümete de çağrı yaptım. Darbe girişiminden sonra bütün işleyiş sekteye uğradı. Gerçek tehdit vardı ve benim görüşüme göre aşırı tepki gösterildi. O güvenin tekrar tesis edilmesi gerekli. Sadece şunu söyleyebilirim. Her tür işkence soruşturulması ve faillerinin adalete getirilmesi gerekiyor. Türkiye’de de başka ülkelerde de hala suiistimalin, ihlallerin hepsinin soruşturulması gerekiyor. BM devletlerin bana verdiği yetkileri raporluyorum. Daha sonra bu konu devletlere kalmış soruşturma açmak ve devamını takip etmek”

Yorum yapabilmek için lütfen sitemizden üye girişi yapınız!
Sıradaki Haber
Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.