'Türkiye için Suriye’de asıl tehlike operasyonun uzaması'

eski CHP Milletvekili ve Emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu,  Türkiye’nin Suriye’ye yönelik operasyonunu değerlendirdi. Loğoğlu, “‘Fırat Kalkanı’ uzarsa Türkiye kendini daha kapsamlı bir savaşın içinde bulabilir” ifadelerini kullandı.

'Türkiye için Suriye’de asıl tehlike operasyonun uzaması'

Türkiye’nin ‘Fırat Kalkanı’ adı ile Suriye’ye yönelik operasyonu 5’inci ayında devam ediyor. Bu operasyonun özellikle Bab ayağında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) birliklerine IŞİD tarafından düzenlenen saldırılar artarken; operasyonun başından bu yana 44 asker yaşamını yitirdi, çok sayıda asker de yaralandı. Hükümete Irak ve Suriye’de sınır ötesi operasyon yetkisi veren 2014 Ekim’indeki tezkereye ‘hayır’ diyen, 24. Dönem CHP Adana Milletvekili, Emekli Büyükelçi Faruk Loğoğlu’na Türkiye’nin Suriye politikasını ve “Fırat Kalkanı”nı Gazete Karınca’dab  Hasan Özhan Ünal'a değerlendirdi. Loğoğlu, “Bugün Suriye Ordusu dışında, savaşa müdahil olan ülkeler Suriye’de savaşan kara gücü bulundurmaktan kaçınıyor” dedi, ancak Türkiye’nin Suriye’deki askeri mevcudiyetini artırdığını belirtti. Operasyonda yaşanan can kayıplarına dikkat çeken Loğoğlu, Türkiye’nin askerlerini makul bir süre içinde Suriye’den çekmesi gerektiğine vurgu yaptı ve ‘asıl tehlikeyi’ de şu sözlerle dile getirdi: “Operasyonun uzaması halinde askerlerimiz kendilerini daha yoğun ve daha geniş kapsamlı bir savaşın içinde bulabilir. Ucu açık çatışmaların nerelere gideceğini kestirmek mümkün değildir.”

Loğoğlu ayrıca TSK operasyonlarına son verilmesi için Türkiye üzerindeki baskıların artabileceğine de dikkat çekerek “Konu BM Güvenlik Konseyine kadar gidebilir” dedi.

“CHP’nin tezkereye ‘evet’ oyunu anlamak pek mümkün değil”

2014 Tezkeresi Meclis’te oylanırken, burada yaptığınız konuşmada “Tezkerenin başı sonu belli değil, hedefleri de muğlak” demiş ve sözlerinizi şöyle sürdürmüştünüz: “Hükümet bu tezkereyle Ortadoğu’da oynanan oyunun bir figüranı olacağının, askerlerimizi de savaş sahalarına süreceğinin işaretini vermektedir.” Tezkereyi o dönem böyle değerlendiren CHP, bir yıl aradan sonra neden karar değiştirerek tezkerenin uzatılmasına ‘evet’ dedi?

Gerek Irak, gerek Suriye ülkemize yönelik saldırılarda bulunan terör örgütlerinin yuvalanmaya devam ettiği iki komşumuzdur.  Türkiye, ülke içinde ve sınırlarımız ötesinde yıllardır terörizme karşı mücadele vermekte olan bir ülkedir.  Bu doğrultuda, Hükümetin sınır ötesi operasyonlar için TBMM’den yetki isteğine geçmiş yıllarda CHP genelde olumlu yanıt vermiştir.

Ancak 2014 yılında CHP müşterek Irak-Suriye tezkeresine “hayır” diyerek farklı bir tutum almıştır.  Zira 2012 yılından itibaren Suriye ve Irak politikalarındaki hatalar çoğalarak devam etmiş ve Hükümetin terörle mücadele hedefinin ötesinde bitişiğimiz coğrafyada bazı hayalci emellere yönelmeye başladığı değerlendirilmiştir.  Tezkerenin kapsam ve içeriği yanlış uygulamalara yol verebileceği izlenimini vermiştir.  “Ret” oyunun gerekçesi ben ve Büyükelçi Osman Korutürk tarafından TBMM’de etraflıca açıklanmış, Genel Kurul’daki konuşmamda AKP iktidarının “bu gidişle askerlerimizi savaş sahalarına süreceği” uyarısını dahi yapmıştım. O tarihten bu yana kaydedilen gelişmeler öngörü ve kaygılarımızı maalesef doğrulamış bulunmaktadır.

Bu itibarla bir yıl sonra benzer bir tezkereye CHP’nin “evet” oyunu anlamak pek mümkün değildir.  Siyaseten “terörle mücadeleye destek vermediler “ suçlamasından çekinmiş olabilirler.  Ancak 2014 “ret” oyunun gerekçesini oluşturan yanlış Suriye politikasında iyiye doğru bir değişiklik olmadığı gibi AKP iktidarının genişleme arzusu ihsas eden söylemleri tezkere konusu o tarihte daha da hassas hale getirmişti. Kuşku yok ki Türkiye’nin sınırlarını güven altına alması, terör saldırılarına karşı meşru savunma hakkını kullanması sorgulanamaz. Bununla birlikte terörle mücadele ulusal güvenliğimizi daha büyük risklerle karşı karşıya bırakabilecek hayal ve hesaplarla da yürütülmemelidir.  Güvenliğimiz sınırlarımızdan başlar. Teröristi gider yerinde vurursunuz ama geri dönersiniz. Dönmez kalırsanız işin mahiyeti değişir.

“TSK Suriye’de daha ne kadar kalacak?”

‘Fırat Kalkanı’ sürüyor. Son olarak operasyonun Bab ayağında 44 asker yaşamını yitirdi. Tezkereden buraya uzanan bir süreç var. Neler söylersiniz?

Hedefi belli “Cerablus operasyonu” Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından kısa sürede başarıyla icra edilmiş ve sınırımız IŞİD’den temizlenmiştir.  Ancak silahlı müdahalemiz bu noktada sonlandırılmamış, bu sefer Fırat Kalkanı adı altında sürdürülmeye devam olunmuştur. Halen beşinci ayına girmiştir. Ve yürek yakar ki şehitlerimizin sayısı giderek artmaktadır. Operasyonun daha ne kadar süreceği, nihai hedefin ve çıkış stratejisinin ne olduğu hala belli değildir. Bugün Suriye Ordusu dışında, savaşa müdahil olan ülkeler Suriye’de savaşan kara gücü bulundurmaktan kaçınırken; Türkiye, Suriye’deki askeri mevcudiyetini artırmaktadır. Hükümet hem IŞİD, hem YPG’ye karşı mücadele verildiğini ve operasyon alanının daha da genişleyerek süreceğini söylemektedir. Oysa Türk askeri bugün Suriye topraklarında koalisyon güçleri tarafından yalnız bırakılmaktadır.  Sadece Rusya, o da arada bir hava desteği vermektedir. Bu şartlarda TSK Suriye’de daha ne kadar kalacaktır? IŞİD’den temizlenen bölgelerin geleceği ne olacaktır? YPG’nin kontrolündeki bölgelere yönelerek Suriyeli Kürtlerle çatışmak Türkiye’nin çıkarlarına hizmet edecek midir?

“Türkiye üzerindeki baskılar artabilir”

Geçtiğimiz günlerde Faik Bulut “Türkiye Bab’da çakılıp kaldı ve tıkandı” değerlendirmesinde bulundu. Sizce de böyle mi? Yine Bahçeli “El Bab’dan elimiz boş dönersek Diyarbakır’ı, Ankara’yı tehlikeye sokarız” diyerek Suriye’deki operasyona devam etmenin zorunluluğuna vurgu yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da “Eğer durmaya kalkarsak kendimizi bulacağımız yer Sevr şartlarıdır” ifadesini kullanmıştı. Asker ölümleri yaşanıyor, dışarıdaki savaş içeride başka bir boyutuyla kendini gösteriyor (Ortaköy Katliamı). Suriye’deki operasyonun devam etmesinin Türkiye’ye daha başka ne gibi zararları olabilir?

Bilelim ki Türkiye’nin ulusal güvenliği ve bekası Fırat Kalkanı operasyonunun akıbetine bağlı değildir.  Türkiye birlik ve bütünlüğünü koruyacak güç ve iradeye bütün koşullarda sahiptir.  Asıl tehlike, operasyonun uzaması halinde askerlerimizin kendilerini daha yoğun ve daha geniş kapsamlı bir savaşın içinde bulmalarıdır. Ucu açık çatışmaların nerelere gideceğini kestirmek mümkün değildir.

Gelişmelere göre TSK operasyonlarına son verilmesi için Türkiye üzerindeki baskılar artabilir.  Konu BM Güvenlik Konseyine kadar gidebilir. Suriye kaynaklı IŞİD ve Nusra Cephesi başta olmak üzere muhtelif terör örgütleri Türkiye’yi daha fazla hedef haline getirebilirler.  Nitekim son Reina saldırısı ve daha önceki hain katliamlar bize bunu göstermektedir.  Dolayısıyla, Türkiye onurlu bir şekilde ve barış ve istikrara vurgu yapan bir gerekçeyle ve Suriye yönetimiyle istişare ederek askerlerini makul bir süre içinde Suriye’den çekmelidir.

“‘Suriye politikası baştan beri yanlıştı’ itirafı önemli”

Türkiye-Rusya-İran arasındaki işbirliği ve BM Güvenlik Konseyi tarafından da desteklenen Moskova Mutabakatı bu bağlamda aslında sadece bir fırsat değil, Türkiye’ye bir yükümlülük de getirmektedir.   Suriye’yi sürekli terör üreten ve ihraç eden bir ülke konumundan çıkarmak için en etkin yol, önce çatışmaların bir aktörü olma konumundan çıkıp, bu ülkeye barış ve istikrar getirecek bir politika izlemektir.  Bu doğrultuda Hükümetin Moskova mutabakatına, Suriye’de ateş kesin ilanına ve Astana’da yapılacak Suriye görüşmelerine öncülük etmesi doğru ve olumlu adımlardır.  “Suriye politikası baştan beri yanlıştı” itirafını barıştan yana bir politika izlerse, bu ülkemize çok önemli kazanımlar getirecektir. Türkiye, Suriye krizinin bitirilmesi bakımından en önemli aktördür.

Meclis’teki konuşmanızda “IŞİD’in can damarları Türkiye’dedir. Türkiye toprakları terör örgütlerine lojistik destek olmaktan çıkarılmalıdır” da demiştiniz. Yeni yılın ilk saatlerinde yaşanan Ortaköy saldırısını IŞİD üstlendi. Bu açıdan bir değerlendirme yapar mısınız?

Terörle mücadele bugün ülkemiz gündeminin en önemli maddesidir. Hükümetin bu bağlamda uluslararası topluma, dost ve müttefiklere sürekli olarak yaptığı işbirliği çağrısı yerindedir. Bunu beklemek hakkıdır. Ancak AKP iktidarının özellikle IŞİD başta olmak üzere çeşitli terörist örgütlere ilişkin kamuoyunda seslendirilen kimi iddiaları da kesin olarak temizlemesi artık şarttır.  Her teröriste koşulsuz karşı çıkmak lazımdır. Bunu istemek de halkımızın hakkıdır. Bu adımın atılması Türkiye’mize büyük yarar sağlayacak, birlik ve dayanışmamızı daha güçlü, terörle mücadelemizi daha etkili kılacaktır.
Yükleniyor...
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.